ÜLKEMİZ BİR CENNET

İnsanoğlunun ihtiyaçları değim yerindeyse sonsuzdur, en basitinden en gereklisine kadar ihtiyaç listesi çıkarmaya ömür yetmez.

“Dünyada en çok ne isteriz sorusuna?” verilen en bilinen cevabı” sağlık, para, mutluluk ve daha niceleriyle sıralama yapabiliriz. Bunun yanında “sevgiyi” sevmeyi, sevilmeyi son sıralara koyarız.

Oysa sevgi sözcüğünün hayattaki en temel ihtiyaçlarımızdan olduğunu bilmemiz gerek.

Yaşantımızı sürdürürken birçok zorluk yaşıyoruz, bütün bu zorluklara göğüs gererken de ailemizin yakınlarımızın dostlarımızın sevgisiyle moral buluyoruz.

Sevgi bizi ayakta tutan en büyük güçtür. Tüm insanlığın sevgileri daim olsun.

Birçok yazar düşünür edebiyatçı sevgi üzerine binlerce yazı yayınlamaktalar bir örnek vermek gerekirse Sait Faik Abasıyanık, bir hikâyesinde der ki ”bir insanı sevmekle başlar her şey” Gerçekten de bir insanı sevmek, insanın içini iyilikle, güzellikle, sevecenlikle doldurur. Eğer âşıksanız, her şeye daha iyimser gözlerle bakar, yolda gördüğünüz yaşlılara yardım eder, çocukların başını okşarsınız. İşte bu yüzden sevgi, her zaman sınırları aşan, büyüyen, genişleyen bir şeydir. Yeter ki biz o sevgiyi, dar kalıplara sıkıştırıp bencilce yaşatmayalım.

Dünyadan vaz geçtik ülkemiz bu gün ki yaşananları asla hak etmiyor, aklıselim her insanın düşüncesi bu olduğuna inanıyorum.

  Çalışmıyoruz, sokaklara bakıyorum herkes sokaklarda AVM’ erin de, üretmeyen ve tüketen bir toplum olduk.

 Böyle bir hayat hiç hoş değil, gelecek kuşakları da hazıra alıştırıyoruz. İnternet kafeler kıraathaneler parklar bahçeler boş gezen tembel ve bağımlı insanlarla dolu, bu yetmemiş gibi birde başka ülkelerden savaştan kaçanlar dara düşenler ülkemize sığınıyor. 

Kendi işsizimizi kendi aç insanımıza sahip çıkamazken büyük bir keşmekeşliklerle uğraşıyoruz. Ama bütün bu olanları ülkemiz aleyhine değerlendiren gizli ya da aleni güçlerde güvenlik güçlerimizle çatışmalar yaralanmalar ölenlerle adalet mekanizmasını zora sokarak dağ gibi dosyalarla insanların haklarını aramakla boğuşuyorlar.

Bütün bu gerçekleri gören siyasilerimiz yetki almış idarecilerimiz ve yetkili bürokratlarımız sivil toplum kuruluşlarımız iş adamlarımız zaman, zaman dedim ki dedi ki laf kalabalığı ile zaman öldürüyorlar ülkeyi “KAOS” Ortamına sokuyorlar.

Şöyle bir düşünün gerçektende öyle değil mi? Doğusuyla batısıyla kuzeyiyle güneyiyle her karış toprağı Ecdadımızın kanlarıyla canlarıyla elde edilen can pahasına korunan ilkbaharı ayrı, yazı ayrı, sonbaharı ayrı, kışı ayrı doğası ayrı, güzel olan cennet vatanımızı ne hale getiriyoruz.

İnsanlarımız genelde alışveriş yapmayı seviyor. Daha doğrusu verişten çok alış yapmayı çok seviyoruz. 

Millet olarak alış yapmak hemen her ferdin uzmanlık dalı haline geldi Hele birde reklamı olan ürünlere rağbet çok daha fazla ihtiyaç olsun olmasın hemen her reklamı olan ürünü alıyoruz aylarca yıllarca hiç kullanmadan evimizde bulunduruyoruz.

Yani milli servetimizi gereksiz yere harcayarak küçültüyoruz, oysa herkes ihtiyacı kadar alsa daha düzenli bir toplum oluruz.

Ülkemiz hızlı bir kültürel değişimden geçmektedir. Tüketimin ekonomik ve siyasi boyutu üzerinden tüketiciyi ve tüketim alışkanlıklarını yönlendirmekte böylece halk kültüründeki pek çok geleneği de değişime uğratmaktadır.

 Yinede ciddi bir şekilde düşünmemiz gerekir nerede sorun var? Sosyal açıdan haksızlıkların zulümlerin ya da yoksullukların azalması için neler yapılabilir?

Türk milleti olarak misafirperver bir toplumuz savaştan kaçanlar dara düşenler ülkemize sığınan misafirleri nasıl üretken hale getiririz? Ülkemiz ekonomisine yararlı kendi ayakları üzerinde nasıl durabileceklerini sağlarız? 

  Halkımızın bilgi ve bilincinin artması için nasıl bir program yapılabilir? Psikolojik açıdan huzur ve mutluluğun eksikliğini başlı başına bir sebebi olabilecek anlamsız ve amaçsız yaşamlara nasıl bir çözüm bulunabilir? 

Ahlaki açıdan felsefi ve dini açıdan gerçekleri görme noktasında başka hangi katkılar yapılabilir? oysa deneyimli yukarda saydığım konularda uzman olan insanlardan pekala yararlanılır!.

Bence yaşamı anlamlı kılan hep umut olmuştur, umutsuz olmamalıyız, sevmeliyiz sevilmeliyiz

Hayat tarzımıza sevgiyi ön planda tutarak umudumuzu kaybetmeden devam ettirmeliyiz umudumuz varsa enerjimiz var demektir. Umudumuz olduğu sürece gerçek anlamda yaşarız. 

Gençlik umuttur. Umut gelecektir. Der atalarımız, özellikle sevgili gençlere seslenmek istiyorum, Tasarruf dengeli bir harcama demektir.

Uzun dönemde ve düzenli olarak tasarruf etmek iradeli olmayı gerektirir. Yeri geldiğinde birikime ayrılan paradan geri kalanını harcamak olmalıdır.

Dünyanın bazı bölgelerinde açlık çeken binlerce insan var. Yazılı veya görsel basında izliyoruz zaman, zaman açlıktan nerede ise ölüme yaklaşmış küçük çocukların resimlerine rastlıyoruz. Bizler Allah’ın çok şanslı kulları olarak dört mevsim geçiren ürünleri bol ve taze olan cennet bir ülkede yaşıyoruz. Yiyeceklerimizi ve suyu hiç azalmayacak gibi sorumsuzca tüketiyoruz.

Tabağımıza yiyeceğimiz kadar yemek alırken, musluğu açık bırakmayalım. Pazardan ölçüsüzce sebze ve meyve alıp evde çürütmeyelim. AVM merkezlerinden gerçekten ihtiyacımız olan ürünleri alalım.

Düşüncesizce israf ettiğimiz şeyleri sadece gıda ile giysi ile enerji ile zaman ile sınırlandırmamalıyız.

İşte size bir israf örneği daha İnsan nedir biliyor musunuz? Bu soruya yazar Oğuz Atay’ın cevabı ise “Ağaçları kesip kâğıt yapan sonrada o kâğıda ağaçları koruyun yazandır”.

Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz der yüce kitabımız Kuran’ı kerim.

1- ömrünü nasıl geçirdi? 2-ilmi ile nasıl amel etti? 3-malını nerden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti? 4-cismini bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Tirmizi)

Okuyun ve okunan biri olmamız dileği ile hoşça kalın dostça kalın ama gönül kapılarınızı Asla kapatmayın. 

 Şair-Yazar Necati ÜLKER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir