Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ZENGİN OLMA TUTKUSU

ZENGİN OLMA TUTKUSU

İnsanoğlu neredeyse, orada para sevgisi de vardır.

Türkiye’deki ekonomik sıkıntılardan dolayı bu zengin olma tutkusu çoğalmaktadır.

Yoksulların hırsızlık dışında gördükleri tek çare piyango kazanmaktır. Onların aklı fikri büyük kazançtadır.

Ya sizin? “Bir kere bana çıksa! Bir kazansam, Neler, neler yapacağım!” diye hiç düşünmediniz mi?

Zenginlik, eşittir mutluluk mu? Tabii ki hayır! Zenginlik gerçek mutluluk getirmez, Atalarımızın söylediği gibi, “Para ile saadet olmaz”. Mutsuz zenginler her yerde.

Öyleyse, kendimizden daha zengin kişileri neden kıskanıyoruz? Niçin para, mal mülk arzusu içerisindeyiz? Yoksulun para kaygısı doğal olmakla birlikte, paraya muhtaç olmayanlar niçin zengin olmak ister?

Bu işi bir anekdotla anlatmaya çalışayım inşallah;

Günlerden bir gün zengin bir baba, oğlunu bir köye götürdü, Bu yolculuğun tek amacı vardı; İnsanların ne denli yoksul olabileceklerini oğluna göstererek, yaşadıkları zenginliğin değerini daha iyi anlamasını sağlayacaktı.

Çok yoksul olan ve hayli uzakta yaşayan akrabalarının evinde bir gün ve bir gece geçirdiler. Yolculuk dönüşü baba oğluna sordu:

Orada gördüğün her şeyden sonra insanların ne kadar yoksul olabileceklerini anlamışsındır sanırım, Şimdi bizim zenginliğimizle, onların fakirliklerini bir kıyasla bakalım.

Oğlu anlatmaya başladı: Bizim evde bir köpeğimiz var; onların dört tane vardı. Bizim evde çok büyük bir havuz var. Onların ise içinde binlerce balığın oynaştığı uçsuz bucaksız dereleri var.

Bizim bahçemizi aydınlatan lambalarımız, onların bahçelerini aydınlatan yıldızları var.

Bizim görüşümüz ön bahçeye kadar; onlar ise tüm gökyüzünü görüyor.

Ve babasının hayret dolu bakışları arasında devam etti:

Teşekkürler baba, ne kadar yoksul olduğumuzu gösterdiğin için sana ne kadar teşekkür etsem azdır.

Allah insanı sosyal bir varlık olarak yarattığı için bir toplum içinde yaşamak zorundadır, Çünkü bir insan kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz.

Bu yüzden başka insanların yardımına muhtaçtır, Yiyeceği ekmeği, giyeceği elbiseyi, oturacağı evi yapabilmek için bile diğer insanlara gereksinim duyar.

Toplum fertleri yaşadıkları ülkelerde ürettiklerini "mübadele" ederler. Bu değiş-tokuş insanlığın ilk dönemlerinde üretilen mal ile olurken, daha sonraları üretilen malların paraya çevrilmesi ve ihtiyaç duyulan nesnelerin bu parayla alınması şekline dönüşmüştür.

Bu bir nevi yardımlaşmadır, Ancak toplum halinde yaşayan insanların bu muamelelerinde bazen haksızlıklar, zulümler olabilmektedir.

Hırs, başkalarını yönetme, kendini herkesten üstün görme gibi yönlerini ön plana çıkaran insanlar, toplumun diğer fertlerine haksızlık ve zulüm yapabilmektedir.

Bu da zaman içerisinde feodaliteyi, tekelleşmeyi doğurmakta, bazı insanların haksız yere servetlerini çoğaltmalarına, bazılarının da yoksul bir hayat sürmelerine sebep olmaktadır.

Duyguları ve kuvvetleri kontrol altına alınmadığı takdirde insan zalimlikte, haksızlık yapmakta sınır tanımaz.

Bu yüzden Kur'an insanda sonsuz bir zulmetme meylinin olduğunu bildirmekte ve onu "zalim" olarak nitelemektedir.

Kur'an-ı Kerim bu zulmü önlemek, insanların serbest iradeleriyle hür bir ortamda çalışmaları sonucunda elde ettikleriyle mutlu bir şekilde yaşamalarını temin etmek amacıyla bazı kurallar getirmektedir.

Bu kurallar öz olarak insanlığın yaratılışından itibaren gönderilen bütün dinlerde de vardır.

Kur'an'a göre insanlar ekonomik olarak eşit bir şekilde yaratılmamışlardır. Her toplumda fakirler de vardır, zenginler de, Esasen toplumun ahenkli işleyişi için bu farklılık bir bakıma da gerekmektedir, Çünkü herkes aynı ekonomik güce sahip olsaydı toplumda insanların faydalanacağı birçok işleri yapan çıkmayacak, bu durumda da insanın yaşaması zorlaşacaktı.

Bu açıdan bakılacak olursa, önemli olan insanların ekonomik olarak farklılığı değil, çalışmasıdır.

Kur'an'da insana çalıştığının karşılığının verileceği bildirilmekte ve çalışmaya teşvik edilmektedir.

Allah insana bir rızk takdir etmiştir, bunlardan bir kısmı "zaruri rızk"dır ki, insanın ölmeyecek derecede yaşaması için lüzumlu olan ihtiyaç maddeleridir.

Bu ihtiyaçların en önemlilerinin, olmazsa olmazlarının "yemek, içmek, ev, elbise ve evlilik" olduğu söylenebilir.

Allah yarattığı bütün canlıların rızıklarını vereceğini taahhüd etmiştir.

Yani rızık "taahhüdü Rabbani" altındadır.

Örneğin, insan gibi irade sahibi olmayan bitkilerin rızıkları onların ayaklarına gelmektedir.

Allah onlara ummadıkları yerden rızık göndermektedir.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum