Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

YAŞAMAYI SEVİYORUM

YAŞAMAYI SEVİYORUM

Yüce rabbimin yarattığı her şeyi seviyorum bana verdiği nimetlere sağlığa şükrediyorum.

Bir arkadaşımla çay sohbeti yapıyorduk bana yaşamayı sevip sevmediğimi sordu seviyorum tabii seviyorum dedim

Peki, sen seviyor musun diye sorduğumda küçük bir kahkaha koydu ve bana bakıp gülümsedi. Peki, sevmenin nedeni ne, dedim

Belki de sana bir gün yaşamayı neden sevdiğimi söylerim” dedi.

“Bu gün biraz tuhafsın“ dedim ve ikimizde gülmeye başladık. Bardağımızda ki son çayları yudumlarken saatine baktı ve artık gitmesi gerektiğini söyledi. Birlikte kapıya kadar gidip vedalaştık.

Bir daha ki sefere beni kendi evine davet etti. Bende kabul ettim kapıdan uğurlayıp oturma odasına geçtim arkadaşımın oturduğu koltuktaki telefonunu gördüm.

Koltuğun arasına sıkışmıştı hemen balkona çıkıp arkasından baktım seslendim ama duymadı hızlıca kapıya koşup merdivenlerden aşağıya indim. Apartmandan koşarak sokağa çıktım. Arkasından seslenirken tamda karşı kaldırıma geçiyordum ve arabayı fark etmedim arabada beni…

Fren sesini ve arkadaşımın adımı haykırışını hatırlıyorum gerisi karanlık bir hiçti. Kendime gelmeye başladığımda beyaz bir ışık gözlerimi rahatsız ediyordu.

Gözlerimi kırpıştırıp sanki aylarca uyumuş gibi şiş ve ağır göz kapaklarımı açmaya çalıştım.

Hastanede olduğumu anlamıştım, ölmemiştim. Bütün vücudum çok ağır ve acı içindeydi kendimce vücudumu yokladım. Bacağım kırılmıştı, vücudumun belirli yerlerinde yapışık kablolar vardı. Parmaklarımı kolaylıkla hareket ettire biliyordum. Ama bacaklarımı hissetmiyordum. Bütün vücudum karıncalanıyor, her yerime iğneler batırılıyordu.

“Anne” diye bağırmak istedim ama başaramadım bütün kelimeler beynimde dönüyordu. Çığlık atıp, avazım çıktığı kadar bağırıp ağlamak istiyordum ama ağladıkça bütün ciğerlerim acıyordu, sanki hepsi parçalanmış gibiydi.

Kapı açıldı ve içeriye o gün ki arkadaşım ve doktor girdi. Benim arkadaşımdı yatağımın yanındaki sandalyeye oturdu ve elimi tuttu. Onunla konuşmak istiyordum ama yapamıyordum kelimeler ağzımdan çıkmadan parçalanıyordu sanki.

 

Bana baktı ve şöyle dedi: ”Sana yaşamayı seviyor musun demiştim. Sende bana yaşamanın güzel olduğunu söylemiştin, bense sana yaşamayı neden sevdiğimi zamanı gelince söyleyeceğim demiştim, bence zamanı geldi” dedi.

Elimi avucunun içine alıp dostça ve bütün sevgisiyle sıktı ve kulağıma eğilip fısıltıyla “Yaşamayı seviyorum çünkü yarını merak ediyorum. Eğer sende geleceği merak ediyorsan pes etmeyip yeniden başlaman gerekecek“ dedi.

Evet, haklıydı yarını kimse bilemezdi. Yarın gelecekti ve geleceğin bize ne sürprizler getireceğini hiç kimse bilemezdi. Benimde yeniden başlamam gerekiyordu ve yarını gerçekten merak ediyordum…

Şu fani hayatta insanoğlunun nelerle karşılaşacağı bilinmez. Yarın bize ne getirir, bizden ne götürür bunu tahmin bile edemeyiz. Nitekim Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

“…Hiç kimse yarın ne kazanacağını (başına neler geleceğini) bilemez…” (Lokman Suresi, 34)

Beden sağlığımızın, akıl sağlığımızın malımızın mülkümüzün her zaman yerinde olacağının bir garantisi yoktur.

Evlatlarımızın veya akrabalarımızın da başlarına ne türlü olaylar gelecek bunu da bilemeyiz.

O halde hiçbir şeyin garantisi yoksa, elimizdeki imkanlardan dolayı kibirlenmek, mal, mülk ve mevkie tamah etmek bize yakışmaz.

Elimizdeki imkanları kulluk ölçülerinde değerlendirmek ve samimi bir şekilde Allah’a sığınmaktan başka bir çıkış yolumuz yoktur.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapınızı asla kapatmayın

Bunu paylaşmak istersen

PAYLAŞ

Yorumlarınızı Bekliyorum