Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

USTASIZ SANAT OLMAZ

USTASIZ SANAT OLMAZ

Anadolu’da bilinen bir sözdür: Ustasız rızık haramdır. Her zanaat, her sanat bir usta ile kaimdir.

Bir hünerin ekmeğini yemek için onun önce ustasını bulmak gerekir. Usta bulmadan usta olunmaz. Usta olmanın da bulmanın da yolu çıraklıktan geçer. Her usta, kendisi gibi bir ustanın çırağı olmadan geldiği yere gelememiştir.

Yine her usta ustalığının devamının, bir çıraktan geçtiğini bilmiştir. Çırak çerağdan gelir. Çerağı yani ışığı yanan usta çırak bulmuş ve onunla sanatının devam edeceğini uman ustadır.

Bir sanatı olan ve çerağının yanmasını dileyen usta bunu bilir de ustaların aradığı çıraklar bunu bilir mi? Dosyamız ustalarla ve ustalık üzerine yapıldı ama potansiyel çırakların, ustalığın farkına varması niyetiyle...

Umarız amacına ulaşır da çıraklar da usta derdine düşer, çünkü ustaların çırak derdine düştüğü kadar, çıraklar da usta derdine düşmezlerse ne ustalık ne de çıraklık kalıcı olmaz. Sürüp giden bizatihi sanatın ya da zanaatın kendisi değil ustayı usta, çırağı çırak olarak devam ettiren ilişkidir.

Osmanlı esnaf teşkilatı, İslam inancı ve Ahilik ve yâran Teşkilatı’nın oluşturduğu değerler çerçevesinde, rekabete değil, işbirliği, karşılıklı kontrol, imtiyaz ve tahsis ilkelerine bağlı olarak kurulmuşlardır.

Osmanlı Esnaf Teşkilatında mesleki eğitim sırasında ahlaki eğitime de çok büyük önem verilirdi.

İki sene boyunca ücretsiz yamaklık yapanlar törenle çıraklığa yükseltilirlerdi. Çırak ustasına itaat etmek zorundaydı.

Yalnız bu süre boyunca ne usta çırağın haklarını yiyebiliyor, ne de çırak ustasını istismar edebiliyordu. Daha sonra ise, üç yıl sürecek olan kalfalık dönemi geliyordu.

Kalfalık aşamasında da başarılı olanlar ustalık sınavına girerler ve eğer kazanırlarsa ustalığa yükselebilirlerdi.

Ustalığa yükselen kalfanın kulağına söylenenler etik iş yapmanın Osmanlı esnafında ne kadar büyük önemi olduğunu kanıtlar nitelikte aslında:

Harama bakma, haram yeme, haram içme, sabırlı ve dayanıklı ol, Yalan söyleme, Büyüklerden önce söze başlama, Kimseyi kandırma, Kanaatkâr ol, Dünya malına tamah etme, Yanlış ölçme, eksik tartma Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil ve kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.

 

Osmanlı esnafının ekonomik dünya görüşü eşitlik, işbirliği, dayanışma, ölçülülük, aşırıya kaçmama ve hoşgörü gibi ahlâkî ilkelerden meydana geliyordu. Esnaf sistemi, kalite kontrol ve standardizasyonu ile, fiyat istikrarını sağlayıcı, haksız rekabeti, aşırı üretimi ve işsizliği önleyici bir anlayışa dayanıyordu.

Esnaf arasında müesses bir âdab ve erkân bulunmakta ve bu âdab ve erkâna riayette kusur edenlere ihtarda bulunuluyor, tekrar edenler “yolsuz” ediliyordu.

Sanatını yapmaya izin vermemek anlamına gelen “Yolsuz olmak”, Osmanlı esnaf teşkilatında en büyük ayıp ve kusur olarak kabul edilirdi.

Osmanlı esnafının iş etiğine uygun davranışları yabancı gezginlerin de dikkatini çekmişti.

18. Yüzyıl’ın sonlarında Osmanlı topraklarında bulunan İsveçli gezgin ve yazar Abraham Constantin Mouradgea d’Ohsson şöyle yazar anılarında: “Osmanlılar, Kur’ân-ı Kerim’de ifade edilen doğruluk, ahlâk ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar. Aralarındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate dayanır.

Başka ülkelerde olduğu gibi, aralarında yazılı anlaşma yapmaya lüzum görmezler. İyi niyet ve söz, her şeyi halleder.

Osmanlılar, verdikleri sözün esiridirler. Bu tutumları, yalnız dîndaşlarına karşı değildir. Hangi dînden olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler. Sözlerini tutma hususunda, onlara göre İslâm ya da İslâm olmamanın hiç bir farkı yoktur.

Gayri meşru olan her kazancı, ahlâksızlık ve dine aykırı görürler. Gayri meşru edinilmiş servetin, bu dünyada da, öteki dünyada da insanı bedbaht edeceğine samimi şekilde inanırlar.

Günümüzde bir çok sanat dalı kaybolmaya yüz tutmuş yada bazıları tamamen kaybolmuştur.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum