Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

TARLADAN SOFRAYA EKMEĞİN ÖYKÜSÜ

TARLADAN SOFRAYA EKMEĞİN ÖYKÜSÜ

Sofraların baş tacı, toplumumuzun temel besin maddesidir ekmek. Tarladan sofradaki yerini alıncaya kadar zahmetli bir yolculuktur ekmeğin öyküsü.

Ekmeğin kabul gören en eski hikâyesine göre; ilk insanlar su ile ıslatılmış ve kendi haline bırakılmış buğday kırmasında gözeneklerin meydana geldiğini görmüşler ve gözenekli kütleyi sıcak taşlar üzerinde pişirdikleri zaman lezzetinin iyi olduğunu anlamışlardır.

Cilalı Taş Devrinde Kestane, Meşe Palamudu gibi bazı bitkisel ürünlerin ezilip suyla karıştırdıktan sonra elde edilen hamurun, kızgın taşlar üzerinde ya da kül içerisinde pişirilerek yendiği de bilinmektedir.

İlk ekmeğin yapımı, Mısırlılar tarafından buğday tanelerinin taşlar arasında ezilerek una dönüştürülmesine dayanmaktadır. Sonra da unu hamur haline getirmek için su katmış, yoğurmuş, şekil vermiş, fırına benzer oyuklarda ya da toprağın üzerinde pişirmişlerdir. Ekşimiş hamuru ‘maya’ olarak ilk kullanan da yine Mısırlılardır.

Eski Mısır mezarlarında, bu ekmeklerin taşlaşmış örnekleri bulunmuştur Ülkemizde en çok tüketilen gıda maddelerinin başında gelen ekmeğin Anadolu'daki tarihçesi M.Ö 8 binli yıllara kadar dayanır.

Türklerde ekmek; eskiden de şimdi de, toplumda saygı ve sevginin ifadesi olduğundan yeri çok özeldir.

Geleneğin, emeğin, uygarlığın simgesi olup, kültürel bir değerdir. Ekmek yüzyıllardır lezzetli ve has bir besin olarak sofralarımızın baş tacıdır, ekmeksiz sofra olmaz, sofraların temel besinidir.

"Ekmek... İster zengin olsun, ister fakir, herkesin sofrasında yer alan nimet.

Hâlbuki ekmeği elde etmek adına ne çabalar harcanır, ne terler dökülür!

Eğer her şey yolunda gitmiş de başakları şiddetli yağmurlar çürütmemiş, sert rüzgârlar yatırmamışsa, sıra hasada gelir. Buğday ya yerinde biçilip dövülür. Ya da biçildikten sonra dövülmek üzere harman yerine veya iyice kurutulmak üzere ambarlara taşınır. Buğday tane haline geldi mi, köylü için işin zor kısmı bitmiş demektir.

Ancak, bu buğdayı ayıklamak, temizlemek, rutubetten ve böcek, fare gibi zararlı hayvanlardan korumak da lâzımdır.

Nihayet, kupkuru ve tertemiz duruma gelen buğday, öğütülmek üzere değirmenin yolunu tutar...

Şimdi vazife sırası değirmencinindir. Değirmen taşlarıyla ya da silindirli ezicilerle donatılmış değirmende buğday, irmikle kepek karışımı bir un haline gelir. Elek makinelerinde de bu un, kepek ve irmikten ayrılır.

Bu aşamadan sonra da fırına yolculuk başlar. Fırında un yoğurulup hamur haline getirilir, mayalanır, sonra pişirilmek üzere fırına salınır.

İşte, fırıncının tezgâhı üzerinde ya da vitrininde görüp imrendiğimiz, nar gibi kızarmış, mis gibi kokan ekmeğin öyküsü...

Evet, bir parça ekmek için çekilen çileler, harcanan çabalar bunlar...

Uzmanlarımızın anlattıklarına bakıldığında İnsan emeğinin ve alın terinin sembolü olan bu kutsal nimet, ne yazık ki israf ediliyor.

Ülkemizde Tarladan sofraya gelen 1 kg ekmek için 1.6 ton su kullanılıyor.

570 bin ton buğday için her yıl 235 bin hektar alan boş yere işleniyor.

Günde 6 milyon adet (bin 500 ton), yılda da yaklaşık 2 milyar adet yani 550 bin ton ekmek çöpe gidiyor. Bu israf, tarladan tüketiciye tüm süreçler ele alındığında ise çarpıcı rakamlar ortaya çıkıyor.

Tüketicilerin yiyebileceğinden fazla ekmek alarak, bayat ekmek yerine tazesini tercih ederek israfa katkıda bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar Öte yandan restoran ve otel gibi toplu tüketim alanlarından gelen israfı da göz ardı etmemek gerekiyor.

Tüm bu israf tablosunun geneline bakıldığında, hem üretici hem de tüketici tarafında çözülmesi gereken ve ülke ekonomisine ciddi boyutta zararı olan bir sorunla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum