Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

SOHBETLERİMİZ GÖNÜLDEN OLMALI

SOHBETLERİMİZ GÖNÜLDEN OLMALI

Sevgili okurlar; bu gün düşündüm de şu veya bu şekilde bir araya gelindiğinde yapılan sohbetlerimiz hep gönülden olmalı kırmadan kırılmadan Güleryüz tatlı dil içindeki sohbetler bizleri birbirimizle yeni dostlukları oluşturur, güven ortamı artar, özveri oluşur.

Hemen her insanın bir gönül iklimi vardır bu iklimlerden niye yararlanmayalım ki?

Bu son derece önemli ve bir o kadar da tanımlanması zor bir olgudur, Moral dünyayı ya da insani değerleri merkeze taşıyan bu olguya gönül iklimi dense güzel olmaz mı?

Moral dünya, İnsanoğlunun gerçek dostları veya çok yakınları hariç, herkesin içine giremediği özel bir alandır. Bu zorluğuna ya da bilinmezliğine karşın moral dünya ve o dünyada oluşan iklimsel yapı gönül iklimi çok geniş, çok canlı, çok çeşitli ve bir o kadar da zengin bir alanı temsil eder.

Şu gerçeği de gözden kaçırmayalım gönül iklimi tabi ki eğitim kurumlarımıza düşmekte baş tacımız olan saygı değer öğretmenlerimizin gençleri yetiştirmede gereken özeni ve önemi göstermeleri gelecek kuşaklara bir ışık olur.

Geleceğimizi şekillendirecek olan gençlerimizin maddî ve manevî dünyalarını zenginleştirip büyük bir medeniyete mensup olmanın onurunu yaşatmaya devam edebiliriz.

İnsanlar ve kültürler arasındaki hoşgörüyü yaygınlaştırıp bir arada yaşama anlayışını yeniden güçlendirebiliriz.

Duygularımıza ve düşüncelerimize hitap eden bu eşsiz değerlerimizi tanıtıp geleceğe aktarabiliriz.

Her insan, hayatı boyunca bulunduğu ortamlarda kendisiyle neşesini, üzüntüsünü, içinde bulunduğu hâli paylaşabilecek ve kendi mizacını belli ölçüde taşıyan insanlarla dostluk kurmuş ve bu dostluğu da, kendi içinde bulunduğu hâlet-i ruhiye ile veya yaşamış olduğu dostluğun seviyesine göre farklı biçimlerde izah etmiştir.

Bu durumu dostluğa dayandırılarak düşündüğümüzde üstat Baki’ye göre üç çeşit dost vardır:

Bir dost vardır ki, gıda gibidir; sen onu her gün ararsın. Bir dost vardır ki ilâç gibidir; gerektiğinde ararsın. Bir dost da vardır ki, hastalık gibidir; o seni arar bulur; başına dert açar."

Gıda gibi bir dostluğun en büyük numunesi, hiç şüphesiz Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile Hazret-i Ebubekir -radıyallâhu anh-‘ın dostluğudur.

Dostluğun bir sırrı da, dostunu her halde korumak ve gözetmektir. Yoksa dostluk deyince akla, kuru kuru muhabbet etmek, sadece konuşma ihtiyacı gidermek gelmemelidir.

Gerçek dost, insana daraldığı anlarda Hızır gibi yetişen ve herhangi bir karşılık beklemeden yardımcı olandır.

Dostunun canı için canını, malı için malını göz kırpmadan feda edendir.

Hayatta her insan, ailesini, kendi isteğiyle seçmemiş, bu hâdise bir takdir-i ilâhî neticesinde gerçekleşmiştir.

Fakat dostlar öyle bir ailedir ki, onun fertlerini yalnız şahsın kendi seçer.

Ve iyi bir ağaca sarılan da gölgesiz kalmaz, Yâni iyi dostlarla kurmuş olduğu muhabbet neticesinde kendisi de onlar gibi güzelleşir.

Dost kazanmanın bir tek yolu vardır, o da dost olabilmektir. Çünkü dostluk, dost olabilmeyi gerektirir.

Bu düşüncelerle gönül iklimlerinde görüşmek umudu ile

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum