Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ŞEHRİN GÜRÜLTÜSÜNDEN DOĞADA ÜÇ BEŞ GÜN GEÇİRMEK

ŞEHRİN GÜRÜLTÜSÜNDEN

DOĞADA ÜÇ BEŞ GÜN GEÇİRMEK

"Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz…"

Belki de bu yüzden tamda doğanın ortasında sanki beni çeken bir şeyler var ama başka yerlerde.

Hayatımın nihai amacı sanki başka bir kapı arkasında gizli. Hayatın amacı; para kazan, kariyer edin, trafikte sürün, herkesi memnun et, toplumda saygın yer edin, otobüs sırasında sürün, devlet dairesinde sürün, fatura öde, çocukları sınava hazırla, kredi öde ve daha nicesi...

Olamaz ki. Bu kadar basit olmamalı. Hem bu insanın doğasına aykırı değil mi? Aslında nihai amacı olan bir hayat yaşamak için ne olursa olsun almak yerine vermek gerekiyor.

Bunun içinde sevmek; olmaz ise olmaz oluyor, Ama bunlardan da önce, kendini bulman gerekiyor çünkü gerçek değerlerin, gücün, tutkun ve kabiliyetin ancak kendini tanıyabildiğinde anlam kazanıyor. Kendimizi nasıl tanımlıyoruz?

Kendimizi anlamak için çaba gösteriyor muyuz? Yoksa o şehir hayatında günler geçip giderken hiç kendimizi bilemeden hayatımı bitiriyoruz? Doğada ve şehir dışında yaşamanın en güzel yönlerinden biri (az gün geçirdim ama yaşadığımı varsayalım, hani hayal kuruyorum kendimce) zamanın yavaş ve dolu dolu geçmesi. Sanki 11 gün değil, 111 gün kalmışım gibi geliyor burada. İşte bu sürede de sanki 111 gün boyunca kendi içime keşife çıkmış gibiydim.

Hayatı çözemeyeceğim şeyleri çözmeye çalışarak ve sırf debelenmeyle mi geçireyim? Yoksa cesaretimi toplayıp bu iç yolculuğu, bedenimin de içinde bulunduğu bir yolculuğa mı dönüştüreyim...

Tam bu yazıyı yazarken yanımda ortaya söyledikleri 3. yemeği yiyen adam...

Yanına küçük miyavlamalarla gelen kediyi "şşşt" diyerek ayağı ile kovaladı.

Bana gelen kediyi ben sevdim. Sonra bana dönüp " Ay pardon ben kovdum siz sevdiniz. Kötü hissettim şimdi. Ne yapayım alışamadım kedilere." dedi... Biz ne zaman bu hale geldik? Ne zaman korunmasız olanı itelemeye başladık?

Bizden olmayanı dışladık, Bu bir insan, hayvan veya bitki olabilir.

 

Doğru olanı yapmak, hayatı ve kaderi geldiği gibi kabul etmek. Karma, hareket anlamına gelmek ile beraber; doğduğumuzdan bu yana öleceğimiz güne kadar yaptığımız ve yapacağımız her şeyi içermektedir.

Hareketlere veya yaptıklarına ve bunlarında sonuçlarına bağımlı yaşamayan; bunları önlenemez olduğu için gerçekleştiren ve hareketlerini yüksek gelir, şöhret ve tatmin bekleyerek gerçekleştirmeyen kişi;

Yanlış bir yaşam sebebi asla edinemez.

Ama şehirde bunları gerçekleştirmekte çok zorlanıyorum. Benliğimi kaybederek, tipik bir yengeç gibi kabuğuma çekildiğimi hissediyorum.

Doğayla baş başayken kalbini yokluyor birden insan, varoluşun, hayatın anlamını sorguluyor, sürüp giden hayatta beni en çok hırpalayan birilerinin üzerimde otorite kurmaya çalışıp beni yönetmeye, kaderimi yazmaya çalışması olmuştur.

Ne zaman özgürlüğe doğru koşsam, kanatlarımı açsam hemen yanımda bitiveren sevgili eşim Leyla olur, ona danışırım hep. Dokunuşların gerçek ya da sahte olduğunu en iyi o bilir.

Bu sabah “mutluyum” diye fısıldadım ona “her şeye rağmen mutluyum. Dünya istediğim yer değil belki ama onca karanlık içinde parlak bir ışığa doğru koşuyorum ve mutluyum”. Bazen şiir bazen Tercüman Gazetesin de ki köşe yazılarıma yaşananları yazarak siz okurlarımla paylaşıyorum bu çalışmalarda bana mutluluk ve ışık veriyor işte o parlak ışık.

Benim mutluluk hormonumu yükseltiyor Dünyayı değiştirebilirim sanıyorsun.

Adaletsizlikler üzerine kurulu bu hayatta küçük kazanımlar insana iyi gelen.

Bir yerde küçük bir yanlışı düzeltmek, bir insana el vermek, bir karanfili elden ele iletmek. Birileriyle ellerini birleştirmek…

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınız asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum