Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

SAKIN BEDDUA ALMA

SAKIN BEDDUA ALMA

Bizden önce yaşanmış gerçek hikâyeler var bunları okur ve öğrenirsek bizde bu yanlışlara düşmeyiz veya bu konularda bilgimiz olur kendimizi, ailemizi ve sevdiklerimizi korumuş oluruz.

" Bir musibet bin nasihat tan faydalıdır" derler yaşanmış değişik hayat hikâyelerini okuyarak hayat hakkında da tecrübe sahibi oluruz bazı konularda.

Yaşanmışlıklar üzerine kurgulanmış, kaleme alınmış ve paylaşılmış olan hikâye seçeneklerinin en popüler olanları hiç şüphesiz ki, gerçek hikâyelerdir.

Oldum olası yaşanmış gerçek hikâyelerden hep etkilenmiş ve hayatımın akışı içinde çok dersler almışımdır.

Herhangi bir dönemde herhangi bir şahıs ya da bir topluluk tarafından yaşanmış olan bir olayın, eğitici ve öğretici nitelikte kaleme alınması ve yeni nesil ile paylaşılması amacı ile “yaşanmış hikâyeleri zaman, zaman sizlerle paylaşmak istiyorum inşallah”.

Bu gerçek hikâye paylaşımlarının çocuklara aktarılması konusunda siz okur ve çocuklarınıza okuma alışkanlığını, araştırma alışkanlığını kazandırabilirsiniz.

İşte size yaşanmış gerçek bir hikâye;

Anneciğim evin geçimini sağlamak için dört bir taraftan kısmaya başlardı…

Bir gün birlikte pazara gittik, Cebinde on iki lira vardı. Bir tezgâhtan domates alacaktık. Bir veya iki kilo domates… Zaten et alamıyorduk… Kıyma derseniz ayda yarım kilo aldığımızda evde bayram ediyorduk. Maaş aldığı gün alıyordu babam. Maaş günü de bize bayram günü gibi geliyordu…

Annem iki kilo kadar patates almıştı… İki kilo kadar da kuru soğan… Şimdi de bir iki kilo domates alacaktık...

Annemle birlikte pazar yerinde bir domates tezgâhının önüne gelmiştik. Ön tarafa güzel domatesleri dizmişti pazarcı… İki kilo domates istedi, “iyilerinden olsun kardeşim?” diye de tembih etti annem.

Pazarcı kese kâğıdını aldı el çabukluğu ile domatesleri koyup tarttı ve uzattı… Parasını verip üstünü aldık.

Annem eline alıp bakınca şaşırmıştı. Domateslerin içinde neredeyse sağlam yoktu!.. Hepsini ezik çürük çarık doldurmuştu.

Ne olacak ki çaresiz bir anne ve yanında da bir kız… Fiş yok, fatura yok. Kontrol yok, denetim yok.

Kardeşim bunlar ne böyle çürük çarık? Suratımıza bile bakmadan elinin tersiyle “hadi işine hadi” diye kestirip attı.

O an bir zabıta olsa ben şikâyet ederdim. Ama annem çaresizdi. Geri versek alacak bir tip değildi. Konuşmasını dahi bilmeyen saygısız kaba bir adam, ne bilecekti insana saygıyı, nezaketi…

Elimizdeki ezik domateslerle oradan uzaklaştık. Anneciğimin mırıldandığını duydum:

Sen de satama inşallah elindekileri…

Ne olduğunu bile anlamadım… O anda iki tezgâh ileride bir pazarcı kavgası çıktı ki şaşarsınız… Halk kenara kaçışmaya yetişemedi… Pazarcılar birbirine girdi. O ona, o ona ellerinde sopa bıçak ne varsa saldırmaya başladılar…

Bizim domates aldığımız tezgâhın da bulunduğu üç tezgâh kavga esnasında yerle bir olmuştu…

O tezgâha sergilediği hâlde, garip gurebaya vermediği al al domateslerin hepsi yere saçılmış, kavga eden pazarcıların ayakları altında ezilmiş, salça olmuştu âdeta…

Kavgada pazarcılardan biri bıçaklanmıştı. O kaba adam nasıl çaresizdi:

Yardım edin… Yeğenimi bıçakladılar… Ambulans çağırın!..

Az önceki o burnundan kıl aldırmayan insan gitmiş, yerine yerde yatan yeğeni için yardım ve merhamet dilenen bir aciz kul gelmişti…

Çok geçmedi, bir ambulans geldi. Yaralıyı alıp götürdüler…

Ne domatesi kalmıştı ne pazarı? Allah'tan yeğeni ölümcül darbe almamıştı… Allah korusun onun da çoluğu çocuğu vardı…

Bu kadar mı gönlü kırılmıştı annemin? Evet, kalbi kırılan birinin bedduasını almamak lazım…

Rabbimden bizi iyilerle ve merhametli olanlarla karşılaştırmasını niyaz ediyorum...

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum