Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

NOSTALJİK YAŞAMLARDAN ESİNTİ

NOSTALJİK YAŞAMLARDAN ESİNTİ

Bu gün yazımı Nostaljik olarak yazayım istedim, Üstat Şevket Süreyya nostaljiyi şöyle tanımlar:

Adamın birisi ruhsal açıdan git gide kötüler. Ümidini, coşkusunu yitirir; karanlık, kendi içine dönük bir kişiliğe bürünür. Çevresindekiler yardım etmek isterlerse de bir şey gelmez.

Adamı hekimlere götürürler. Yapılacak bir şey yoktu, çünkü konuşmamaktadır.

Çaresiz kalan hekimler sorunla uğraşırlarken birdenbire hastanın gözlerini odanın duvarında asılı duran bir tablodan ayırmadığını fark ederler.

Sürekli olarak aynı noktaya bakmaktadır. Uğraşır, didinir ve anlarlar sorunu. Karlarla kaplı bir küçük köy manzarası olan resim adamın geçmişini bıraktığı köyüne benzemektedir.

Bunu kendisine söyler ve oraya gitmesi salık verirler; kapıdan çıkarken de kulağına hastalığının adını fısıldarlar: NOSTALJİ.

İster bir fotoğraf, ister ilk öpücük ya da değer verdiğimiz bir eşya ile tetiklensin, nostalji belli bir yeri ya da zamanı hatırlatır.

Hepimiz biliriz o duyguyu: yaşanıp bitmiş olana karşı duyulan o tatlı hüznü, sararmış fotoğraflar gibi, akşam güneşi vurmuş gibi gözümüzde canlanan geçmişi.

Sahip olduğumuz insanî değerler erozyona uğramaya yüz tutmuş, sınırsız bir dünyevileşme tüm benliğimizi esir almış, bireysellik, bencillik, çıkarcılık, çekememezlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz değerler ilişkilerimizde en ön sıradaki yerini almakta gecikmemişken bütün bu beşeri zaaflar da toplumumuzda mutsuz, umutsuz, olumlu düşünemeyen ve paylaşamayan kişilerin sayısını artırarak yazık ki bugün hedefine ulaşmış durumda.

Bazen hepimiz geçmişe özlem duyarız. Çoktan yaşanmış olan belirli bir ana ya da duruma geri dönmeyi dileriz. Geçmişte sahip olduğumuz ancak zamanla yitmiş olan şeylerden acı duyarız. Bu bir kişi, bir topluluk, bir eşya ya da bir olay olabilir.

Geçmişe olan iki özlem türünden bahsedebiliriz ve bunların arasındaki fark oldukça önemlidir.

İlki bizi duygusal olarak olumlu etkileyen, zamanla yitmiş ya da yok olmuş bir eşyaya ait hoş bir anıdır.

İkinci türün olumsuz etkileri vardır. Geri getiremeyeceğiniz ancak geri gelmesini umduğunuz bir şey için hissettiğiniz acı.

Geçmişe özlem denildiği zaman muhtemelen aklınıza gelecek ilk şey sevilen bir kişiye olan özlemdir. Ayrılıklar, uzaklıklar ya da ölüm bize bu özlem duygusunu hissettiren sebeplerdir. Ancak geçmişe ait duyulan özlem bir kişi değil de bir yere aitse, bu özlemi daha az önemli görmek doğru olmaz.

Kültürümüzü, aile yapımızı, değerlerimizi, kutsallarımızı ve toplumsal dinamiklerimizi yerle bir etmek adına sarf edilen eforun dışında başka ne görebiliyorsunuz? Bozuk bir Türkçe, yarım cümleler, güneş görmemiş küfürler, kocasını aldatan ve bunu gururla anlatan kadınlar, tüm kültürel değerlerin ayaklar altına serildiği evlilik programları, kendisi gibi düşünmeyenleri yok etme hastalığı, ölü yarıştıran bir zihniyet; renge, dile, dine, ırka bürünmüş bir zulüm tablosu.

Nostaljiye "Yurt, sıla, baba ocağı özlemi," diyorlar. Ama daha çok ikinci anlamı olan; geçmiş bir çağa, geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlemi tutuyorum. Gençler kınamasınlar, yaş ilerledikçe sıla özlemi hastalık haline geliyor.

Zamanı ancak hayal dünyanızda geri sarabiliyorsunuz. Yoksa ne o günleri, ne o insanları geri getirebilirsiniz.

Sizin bildiklerinizi, sizin gördüklerinizi gençlerin görmesi, bilmesi mümkün değil.

Onlar elbette zamanı yaşayacaklar. Bizim geçmişte yaşadığımız gibi...

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum