Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

NİYE BU KADAR SİNİRLİYİZ

NİYE BU KADAR SİNİRLİYİZ

Hayallerimi düşüncelerimi duygularımı fikirlerimi boşa koyuyorum dolmuyor doluya koyuyorum almıyor.

Hep bir yerlerde yanlış yapıyorum galiba ama sondan telafi edemiyorum çünkü silgi kullanmıyorum üstünü karaladığım da tam silinmiyor gelgitler içerisindeyim kalbim arada rötar yapıyor duracak gibi oluyor bir iki saniye sonra geri atıyor kaybediyorum hep,

Çünkü işi tam layıkıyla yapıyorum başladığıma devam etmeliyim yorulup bıkıp bırakmam kaybetmek için hiç bir şey yapmıyorum Hep bir umut içindeyiz aslında, kışa hazırlıklarımız, gelecek yaza planlarımız, hep bir yaşama hayali içimizde…

Sancılı günler hep vardı hep de olacak. Bazen ertelediklerimizi görme ihtimali olmayabilir. Varsayımlarla doluyuz, belki fazla detaylara da takılıyoruz.

Günün güzellikleri var oysa zaman her gün her saniye elimizden kaçıp giderken üstelik.

Son zamanlarda gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım ve araştırmalarım bana keyif vermiyor.

Öyle bir zaman dilimindeyiz ki inanamıyorum...

Nasıl geldik buraya? Kim getirdi? Niye bu kadar sinirliyiz? Bir şeyleri saklamak ya da gizlemek için niye bu kadar çaba sarf eder olduk?

Bilmiyorum. Hiç anlamıyorum. Hem de hiç.

Örneğin Trafik demirbaş konularımızdan biridir… Sadece trafik kaosumuzun haberlerini vermeyiz…

Yorumlarımızda da çok sık irdeleriz bu konuyu… Nasıl irdelemeyelim ki?..

Kanımızı donduran kazalar sanki kaderimize dönüştü… Böyle kader mi olur?..

Yıllardır aşamadığımız bu kaderin getirdiği karamsarlık da gittikçe yoğunlaşıyor… Savaş görmüş halkız…

Bombaların, kurşunların, saldırı dalgalarının altında yıllarca savrulduk…

Ama o ortamlarda ve savaşta bile bu kadar ölümü, bu kadar yaralanmayı görmedik…

Acı gerçeğimiz şu ki, savaşı sonlandırdık, ama dur – durak bilmeyen trafik facialarını sonlandıramadık bir türlü… Gazete sayfaları trafik kaosumuza ilişkin facia haberlerinden geçilmez oldu…

Allah’ın her günü hiç bitip tükenmeyen büyüklü – küçüklü trafik kazaları…

Bu kaza haberlerinin uyarıcı etkiler yapması gerekir halk üzerinde… Ama ne gezer…

Duyarsızlıklar karşısında sormadan edemiyoruz kendi kendimize: Bu kazaları yapanlar, medyayı hiç mi izlemezler?.. Medyada yazılanlardan, görüntülenenlerden ve söylenenlerden hiç mi etkilenmezler?.. Besbelli biz istediğimiz kadar yazalım, yorumlayalım ve sorgulayalım, kaosun gerçek sorumluları bu yayınlarımıza kapalı olarak kendi dünyalarında yaşamaktadırlar… Trafiğin can pazarına, yollarımızın kan gölüne dönüşmesini çaresizlik içinde hep iki elimiz böğrümüzde mi karşılayacağız böyle?..

Trafik facialarının kaderimize dönüşmesini boyuna içimize sindirip duracak mıyız?.. Ve bu çaresizliğimiz içinde her trafik faciasından sonra hiç dinmeyen acımızı rutinleşen ve klişeleşen acı ifadelerle mi yansıtacağız?..

Hiç de çaresiz değiliz aslında. Ama marifet ve erdem, trafik kazalarını yaşantımızda asgariye indirebilecek, bunları günlük olaylar dizisi içinde facia olmaktan çıkarabilecek çözümleri üretebilmektedir…

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum