Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

NANKÖRLÜK VE ŞÜKÜR

NANKÖRLÜK VE ŞÜKÜR

NANKÖRÜN KELİME ANLAMI İster Şükreden İster Nankör

Şükür; karşılık vermek, yapılan iyiliği dile getirmek, iyilik sahibini övmek anlamına gelir.

Yani yapılan iyiliğin değerini bilmek, makbule geçtiğini ifade etmek, iyilik yapanı övmek ve ona nankörlük etmemektir.

Fakat asıl şükür, bahşedilen nimetin yerli yerinde kullanılmasıdır.

Nankör Kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez,Veya yapılan iyiliği çabuk unutan olarak açıklanır.

Halk arasında böyle konuşulur..

Konuyla ilgili olarak zeka durumlarından dolayı hayvanlar gelir aklımıza.

Bilhassa kedi.. Nedense nankör bir hayvan olarak bilinir.

Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz

Bir de bakarsınız ki, biraz kızınca tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize ve yüzünüze oturtmuş.

Gördüğü iyiliği unutan, cahil, tuz ekmek hakkını bilmeyen, inkar eden, yüreğinde inanç ve Allah korkusu taşımayan, günün birinde mutlaka nankörlüğünün cezasını çekecektir.

İnsanoğlu kendisine ve çevresine baktığında, doğrudan kendisinin eseri ve dahil olmayan pek çok nimete sahip olduğunu rahatlıkla görebilir. Doğup büyüdüğü, içinde yetiştiği ailesi, eğitim gördüğü kurumlar, hocaları, birlikte ilim irfan tahsil ettiği arkadaşları, Allah Tealâ tarafından istifadesine sunulmuş olan yeryüzündeki türlü yiyecekler, sayısız hayvan türleri bu nimetlerden sadece bazıları.

Ne yazık ki çoğu kimse bu nimetlerin farkında olamıyor; farkında olanlar bunu yaşantılarına yansıtmıyor ya da farkındaymış gibi bir hayat sürdüremiyor.

Allah’a ve ahiret gününe inanan her insanın, öncelikle bu nimetlerin farkında olması, sonra da bu farkında oluşun hakkını vermesi, inancının bir gereği ve tabii sonucudur.

İşte dinimiz bunu şükür olarak tarif etmektedir.

Şükür; karşılık vermek, yapılan iyiliği dile getirmek, iyilik sahibini övmek anlamına gelir.

Yani yapılan iyiliğin değerini bilmek, makbule geçtiğini ifade etmek, iyilik yapanı övmek ve ona nankörlük etmemektir.

Fakat asıl şükür, bahşedilen nimetin yerli yerinde kullanılmasıdır.

Şükür kavramına baktığımızda, bunun ilk basamağının nimeti tanımak ve onun farkına varmak olduğudur.

Vasıta olduğu iyilikten dolayı insana teşekkürün kapsamına vefâ borcunu ödemek, mümkünse onu mükâfatlandırmak, ondan gelen iyiliği yaymak, hakkında güzel dua ve övgüde bulunmak da vardır. Mükâfatı imkânı olan verir, gücü yetmeyen dua eder.

Şeyh Kelâbâzî rh.a. der ki: Rasul-i Ekrem s.a.v. iyilik yapana karşılık vermeyi emir buyurmuştur. Karşılık vermek ise, sana bir şey yapana aynısını yapmaktır. Karşılık vermek dilimize mükâfat olarak geçmiştir.

Mükâfat kelimesi sözlükte eşitleme, denk olma anlamına gelir. İnsanlardan biri sana bir iyilik yapar ve senden de bir şey yapmanı isterse, demek ki onun sana yaptığı iyilik ve güzelliğe senin muhtaç olduğun gibi, o da senden gelecek iyiliğe muhtaç durumdadır.

Onun senin için gösterdiği dostluk, yapmış olduğu yardım gibi onun da tıpkı senin gibi dostluk ve yardıma ihtiyacı vardır.

O da senin gibi iyilik edilmeye ve zararlardan korunmaya muhtaçtır.

Eğer sen de onun sana yaptığına misliyle karşılık verir, ona iyilik yaparsan onunla durumu eşitlemiş olursun.

Onun sana iyilik yapmasına izin vermen ve imkân tanıman Allah’ın sana olan bir nimetidir.

O nimeti sana ihsan eden Allah Tealâ’dır. Bundan dolayı Allah’a şükretmen gerekir.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum