Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

KÜSMEK= DARILMAK ÜSTÜNE

KÜSMEK= DARILMAK ÜSTÜNE

Küsmek dürüstlüktür, Çocuk çadır ve ondan dolayı saflıktır, yalansızdır. Küsmek; seni seviyorumdur, Vazgeçememektir..

Beni anlatır KÜSMEK.. kızdım ama hala buradayımdır, gitmiyorumdur, KÜSMEK; nazlanmaktır, yakın bulmaktır, benim için değerlisindir.. KÜSMEK, sevdiğini SÖYLE demektir.. Hadi ANLA demektir.. KÜSMEK; umuttur, emin olmaktır,

Çatışma ve anlaşmazlıklar karşısında özellikle kadınların sıklıkla başvurduğu bir yol da küsmektir. Kadın, konuşmak, kendini ifade etmek yerine iç dünyasına çekilir ve eşine küserek tepki gösterir. Bazen eşler karşılıklı olarak birbirlerine küser ve bir süre iletişim kurmazlar.

Hâlbuki iletişimin kesilmesi, eşler arası muhabbeti zedelemekle kalmaz, aralarını açar ve birbirlerinden uzaklaştırır.

Eşlerden birinin veya her ikisinin birbirine küsmeleri, aile iletişim sorunlarından biridir. Bu durum sık tekrarlandığında veya uzun süre devam ettiğinde evde gergin bir havanın esmesine neden olur. İletişimin kesilmesi duygusal ortamı bozar ve çocukların anne-babayla ilişkilerini olumsuz etkiler.

Eşlerin bazı nedenlere bağlı olarak zaman zaman birbirine kırılıp kısa bir süre konuşmak istememesi doğal iletişimin bir parçasıdır. Fakat bu durum aile içinde kontrol altına alınmalıdır. Evdeki gerginliği ortadan kaldırmak için kısa bir süre az konuşmak eşleri maksadını aşan söz ve davranışlardan koruyabilir. Fakat bunun dozunu iyi ayarlamak gerekir.

İletişimi tamamen kesmek, sık sık küsmek ve küskünlüklerin uzun sürmesi ise eşler arası soğukluğa, çözülmeden biriken sorunların gittikçe büyümesine yol açar.

Küsme, çocuklar için yalansız, dürüstçe, katışıksız bir saflık; bizler için de gizlemeden yaptığımız gönül koyma, darılma durumudur.

Hatırladığım kadar çocukluğumuzda bir şeyi arkadaşlarımızdan istediğimizde vermedikleri, oyundan çıkardıkları ya da oyuna almadıklarında gönül koyar, küserdik. Küstüğümüzde şehadet ve orta parmağı üst üste getirerek arkadaşımıza uzatır, küs derdik. O da parmakları indirirse küsmüş olurduk. Çok kısa süre sonra barışmak istediğimizde yine şehadet parmağımızla başparmağımızı halka yapar uzatırdık. Arkadaşımız da şehadet parmağıyla halkayı açardı, barışırdık. Keşke büyükler de çocuklukların saflığını korusalardı da

derinden yaşanan küslükler olmasaydı. İnsan sevdiği, vazgeçemediği, nazlandığı, katlandığı, değerli ve kendine yakın bulduğuna küser.

Uzaklaşmayı gerektirirken; küsme uzaklaşmayı değil, yine orada olduğunu, kendisinin anlaşılmasını ve kendisi için hâlâ değerli olduğunu bildirmektir.

Yabancıya, uzaktan tanıdığına ve nezaketten uzak kaba insana küsülmeyeceğini biliriz. Çünkü küsme, akıl işi değil, gönül işidir. Akıl kırılmaz ama gönül kırılır. Küsmede gönül ve ruh zedelenir, Sevgimizin, güvenimizin ve beklentimizin büyüklüğü ne kadarsa, kırılmamız ve küsmemizin de büyüklük derecesi o kadar olur. Küsmek her zaman insanlara karşı olmaz. Bazı insanlardan hayata küstüm, bazısından kadere küstüm, bazısından da kendime küstüm sözlerini duyarız. İnsana karşı küslüğümüzü barışa çevirebiliriz; ancak hayata, kendimize ve kadere karşı küskünlüğümüzü barışa çevirmemiz kolay değildir. Çünkü huzurevlerinde kalan yaşlılarda, hapishanelerde yatan mahkûmlarda, terör, iç savaş, deprem ve doğal afetler nedeniyle ailesini kaybedenlerde, yatalak hastalarda, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlerdeki sahipsiz çocuklarda, evlatları tarafından sahip çıkılmayan yaşlılarda bu duygu daha yoğun yaşanır. Küsmede kişilik önemeli rol oynamaktadır. Çoğu kimsede küsme işi, alınganlığın ve beklentinin derecesine göre olur.

“Gönül umduğu yerden küser” veciz sözü bunu ifade eder. Küstüğünüz insanın sizin küslüğünüzden haberinin olmadığı durumlar da vardır. “Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi yok” atasözümüzde de anlatıldığı gibi. Çabuk küsen, keşke çok çabuk barışsaydı. Ama durum öyle değil, insanın bazen çabuk küsmesi kadar çabuk barışması olmuyor.

Küslüğün ileri safhası nefrete dönüşürse, bırakın barışmayı evliliklerde ayrılığa bile neden olmaktadır. Küsen insan eskisi gibi dostluk kuramıyor, soğumalar ve ilgisizlikler artıyor. Zamanla da kopmalar yaşanıyor. “Kırma gönül şişesini yapan bulunmaz.” dizeleri de buna işaret etmektedir.

Lâkin işi yüzsüzlüğe vurarak küsmeyen, diyeceğini diyen ve hiç bir şey olmamış gibi davrananları da biliyoruz. Dostluğu sürdürmek, onu kaybetmemek isteyen insan, dostunu küstürmemeye gayret gösterdiği gibi, küstürdüğünde de derin bir pişmanlık duyarak, ondan özür dileyip barışı sağlamak ister. Küsmelerde insan içine kapanır, küstüğü insana karşı alınganlığı artar.

Geçmişe dönük yapılanları göz önünden geçirerek keşkekleri mırıldanmaya başlar. Karşısında ki de bunu olgunlukla karşılarsa barışa adım atılır.

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, Sevmek ve sevilmek için çareler arayın…. Mevlana

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapınızı asla kapatmayın

Bunu paylaşmak istersen

PAYLAŞ

Yorumlarınızı Bekliyorum