Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

KİMSEYİ KÜÇÜMSEME VE KINAMA

KİMSEYİ KÜÇÜMSEME VE KINAMA

Bu gün kulakları çınlasın can babam olan Eczacı Sevinç Gültekin Alpkaya’dan ve bana verdiği hayat derslerinden hatırımda kaldığı şekilde yazmaya çalışacağım.

Sevinç Eczanesinin sahibi olan ve eczanesine çırak olarak girdiğim 1964 yılında aynı ay içinden itibaren beni SSK lı yapmıştır.

Oysa İlimiz Çankırı da çırak olarak o yıllarda SSK lı girilen bir tane daha iş yeri olduğunu sanmıyor ve halende yoktur diye düşünüyorum.

Düşünün ki O yıllarda SSK çokta yaygın değildi, bu aileye layık biri olabilmem için çok uğraş verdim.

Bir zamanlar Çankırı’da iki eczane vardı bir gün ara ile nöbetçi olurduk.

Bir gece eczanede bir gece evde yatardım Bir gün yine nöbetçiyim Can Babam eşi Yıldız yengemle misafirliğe gidiyorlardı eczaneye uğradıklarında Tezgâhtaki bazı ürünleri çıkartıyordum.

Nerdeyse yarısını çıkartmıştım bana dedik oğlum sen ne yapıyorsun abi temizlik yapacağım dediğimde bildiğim kadar iki gün önce yapmıştın ya burayı bırak kapat sen bu gidişle temizlik hastası olacaksın.

Ben seni otururken hiç göremeyecek miyim yapma gözünü seveyim Hangi işveren çalışan birisinin engeller işte can babam böyle birisi idi.

Bu çalışma azmi ile gördüklerinden olacak ki Onlarda beni kendi evlatları olarak bildiler 20 yılı aşkın yanlarındaydım ve Eczacı kalfası olarak emekli oldum haklarını ödeyemem, benim hakkımda helal olsun.

Böylesine ailelerin ülkemizde çok fazla olduğunu sanmam.

Sevinç abinin ( can babamın) ailesinden aldığım aile terbiyesi ve yaşam tarzlarına göre yetişmem beni hep mutlu etmiştir ve hayatımın akışı içinde hep bu aileyi rol model almışımdır.

Eğer bu gün ailece mutluysam o ailenin aile yapısından edindiğim saygı sevgi içinde ve Allah korkusu vatan, bayrak, sevgisi, benliğimdedir çok şükür.

Yine unutamadığım indirme istasyonu diye adlandırılan yeni mahalledeki bağ evlerine çırak olarak acil bir şeyler götürdüğümde Rahmetle andıklarım Fatma Hanım teyze, Sevim Alpkaya hocadanım emaneti bıraktığımda beni geri asla bırakmazlardı,.

Evde ne varsa börek kurabiye vs. ile Çay kızılcık ekşisi gibi ikramlar etmeden daha dün gibi hatırımda çayı içerken ellerim titrer

dökerdim heyecandan zira acele etme evladım derlerdi ama nasıl acele etmem benim annelerimdi ve başımda duruyorlardı ve bana misafirperverlik göstererek sevgiyle bakıyorlardı.

Âma ne mümkün benim hayatımda ailem de böylesine büyük bir misafir gibi ağırlayan hiç olmadı,

Allah bu ailenin tüm fertlerinden razı olsun Ahrete göçenlere rahmetler diliyor dualar yolluyorum halen hayatta olanlara da sağlıklı mutlu ömürler temenni ediyorum.

Tabi ki her iş yeri gibi bizim işyerinde değişik insanlarla her gün karşılaşıyor çeşitli görüş ve fikirleri olan kişilerle hastalarımızla sohbetler yapıyorduk.

Hiç unutmam bir gün yaşlıca bir amca akrabasından dert yanıyor yaptıklarını kınıyor ve beddua etmiyor ama nefretini de gizlemiyordu. Söylenerek giderken bize hoşça kalın demeyi bile unutmuştu.

Sevinç abiyim bana döndü Necati bak oğlum sen sen ol kimseyi kınama, ve kimseyi küçük görme şimdi bu amca bize bir dolu olayları anlattı belli ki çok dolmuş derdini anlattı oysa biz bu amcanın anlattığı insanları tanımayız velev ki tanıyalım konuları birde onlardan dinlemek gerek tek taraflı hiçbir olay gerçek değildir bunu böyle bil. bir gün kınadığın acın olur,

İnsan yaşamadan bazı şeyleri göremiyormuş, kınanan ne varsa zaman içinde bir bir yaşanabiliyor benden size tavsiye kimseyi kınamayın hele ki kimsede dil yarası açmayın saramazsınız.

Bakın ne diyor bir atasözü: Bıçak yarası geçerde dil yarası geçmez.

Öyle ki halen geçerli büyük bir ders oldu bana

OYSA ÖMÜR, EZANLA NAMAZ ARASI KADAR OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.

İşte bu fani dünyada kimseyi, hiçbir günahkârı hor görmemek lazım. Önce kendimize bakmalıyız.

Çünkü ömür, başkalarının kusur ve günahlarıyla uğraşamayacak kadar çok kısa. Ömrün kısa olduğunu dede-torun arasında geçen şu konuşma çok güzel anlatıyor:

“Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadardır?".

Dede tatlı bir gülücükle: "Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun: "Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?

" der.

Dede: "Evet yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye cevap verir. Torun yeniden sorar:

"Anlamadım dedeciğim bu ne demek açıklar mısın?" Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa: "Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.

O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? İşte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı.

O ezan "Namazsız ezan"dı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur.

O da "Ezansız namaz"dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına. "Bak ey insan!

Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir.

Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrum ömür, ezanla namaz arası kadardır.

Sakın boşa geçirme. Ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma! "

Söylediğimiz sözler, düşüncelerimiz ve duygularımızın dile getirilmiş halidir.

Dil yarası vücut yarasına benzemez onarılması güçtür, kimseyi kendinden üstün görme elinde ki güçle kimseyi ezme, ezilenin ve haksızlığa uğrayanın yanında ol.

Hz. Mevlana ne güzel özetlemiş; “Kul isen kulluğunu bil, sultanlığa yeltenme, Denizi görmemişken kaptanlığa özenme.”

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum