Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

KENDİNİ HAYATIN AKIŞINA BIRAKMA

KENDİNİ HAYATIN AKIŞINA BIRAKMA

Bugün ömrümün en güzel anlarını yaşadığım bir dönem olarak geçmişte hayatımın akışı içinde aklıma gelenleri satırlara dökmek istiyorum.

“Benim gibi” yüksek tahsil imkânı olmayanlar, hayata erken Merhaba diyenler çıraklık kalfalık ustalık işçilik esnaflık vs. işleriyle uğraşarak bu insanlar henüz gelmemiş bir baharın güneşine aldanıp erken açan tomurcukları andırırlar genelde…

Dolu vurur, kırağı yakar, çoklarını, bazıları ise acı patlıcan gibi direnirler hayatın sıkıntılarına…

Erken solanlar hayata küsenler, zamana ve olumsuzluklara direnerek meydan okuyanlar…

Çetin şartlara göğüs gererek yaşama mücadelesi verirlerken, baharlarını hissetmeden gençlik çağlarını hibe edenler ve mücadelelerinde başarılı olup, alınlarının terleriyle aydınlık dünyalarını kuran gençlerden bahsediyorum “benim gibi”

Hırs, ihtiras ve kaprislere kapılmadan, aç kalmama tutkusuna gönül verişin akışındadır onlar için yıllar…

Hayata talihsizlikler içinde devam etmek zorunda kalanların içerisinden de, tahammülsüzler ve koflar çıkacaktır elbet…

Türk örf, adet ve geleneklerine göre; söz büyüğün su küçüğündür. O çağlarda hayatın olağan akışı öyle imiş, bugün ise tam tersi..

Anlaşılan hayatın olağan akışı dönemlere göre değişiyor.

Bir zamanlar bayram namazı sonrası mezarlıklar ziyaret edilir, ardından akrabalar, dostlar ve komşularla bayramlaşılır, küçükler büyüklerin ellerini öperdi.

Şimdi turistik geziler için fırsat olarak değerlendiriliyor. Hayatın olağan akışı, gelenekleri nasıl da değiştiriyor, Tam bu noktada diyorum ki kendini hayatın akışına bırakma…

Hayata gelirken görüşümüz alınmadığı gibi, hayat sermayesi zamanın akışında da fikrimiz sorulmamaktadır. Ancak kabiliyet ve vaktimizi değerlendirip, hayatın gerçek hedeflerine ulaşabilmek için, belli bir kapasiteye sahip olduğumuz tartışılamaz.

Herkesin, genç-ihtiyar, kendisine göre bir uğraş ve meşguliyeti vardır. Öğrenci; okula geliş-gidiş, ödev, ders, imtihan, tatil... İşadamı; çek, senet, ödeme, yatırım, vergi... Memur ve emekli; sınırlı maaş, aylık geçim, kira, su, telefon, elektrik parası ödemeleri...

Ev hanımı; yemek, bulaşık, çamaşır, ütü, temizlik, vs. bunları uzatmak mümkün.

Ama hiç kimse sadece bu saydıklarımızı yapmak için, bu dünyaya gelmedi.

Bu meşguliyetlerin yanı sıra, hayata anlam katacak, kalıcı olabilmek için gayret etmek ve bunu sağlayacak bir ruh lazım!

İnanan İnsan için bu anlam, nihaî hedef olan, Yaratıcının rıza ve memnuniyeti, ebedî hayatın kazanılması...

Ancak bunun için kim ne kadar gayret ediyor. Böyle bir hedef ve gayeyi, günlük hayatında canlı tutuyor?

“Bu düşünülmeli ve tartışılmalıdır”.

Rabbimizle ilişki ve iletişimimiz hangi boyutta?

O’na kul olabilme derdinde miyiz? Yoksa efendisinden kaçanlardan mıyız?

İnsanî ilişkilerimiz, bize huzur ve mutluluğu sağlıyor mu? Bunun için gönderilen Kitabı’n ve en güzel örneğin pratik hayatımızda yeri var mı? Yoksa küçük hesaplar içinde kaybolup, bazı menfaatlere ulaşabilmek için, yakın ve uzak geleceğimizi mahvetmekle mi meşgulüz?

Hayat, sadece rızık veya konfor endişesiyle yaşamaya değmez. Hayata anlam katmak, ebedi hayata hazırlanma stratejisine uygun olarak yaşamakla mümkün olabilir.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum