Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

İŞTE BENİM BÜROKRATIM, İŞTE BENİM VEKİLİM, İŞTE BENİM BAKANIM…

İŞTE BENİM BÜROKRATIM,

İŞTE BENİM VEKİLİM, İŞTE BENİM BAKANIM…

ARKASINDA HOŞ BİR SEDA BIRAKMIŞTIR HASAN CELAL GÜZEL DİYORKİ

“MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM...!”

Hasan Celâl Güzel; büyük vatansever, millet ve hizmet aşığı… Yeni Türkiye mefkûresinin mimarı…

Türkiye’nin siyasi ve kültürel hayatında bu mazlum millet ve demokrasi için verdiğin eşsiz mücadele ve ortaya koyduğun eserler asla unutulmayacak, milletimizin yolunu aydınlatmaya devam edecektir.

Senin çok sık vurguladığın gibi, biz de inanıyoruz ki; “Geleceğin Türkiye’si bambaşka olacak ve 21. asır inşallah Türk ve İslâm asrı olacaktır!”

Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum.

Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal’ ın mukaddesliğini öğretmişlerdi.

Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.

Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım.

Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.

Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi.

Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler.

Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafa’m ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım.

Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.

Meğer ben ne enayiymişim!...

Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken birkaç zarurî toplantı dışında Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu.

Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.

Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışında tek bir hatıra eşya göremezsiniz.

Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz.

Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.

Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim.

Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer ben ne enayiymişim!.

Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'.

Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.

Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.

Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’ıma hamd ediyorum.

Gerçekten örnek alınacak Güzel bir insanmış, bu yazıyı okuyunca çok duygulandım siz okurlarımla paylaşarak gelecek kuşaklara “ROL MODEL” Olması için unutmamak, unutturmamak, için böylesine güzel bir hayatı güzel bir yaşanmışlığı siz okurlarımla paylaşmak istedim umarım beğenmişsinizdir.

NOT: Hasan Celal Güzel, 1945 yılında Gaziantep’te doğdu. 19.03.2018 Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel tedavi gördüğü Ankara Güven Hastanesinde 73 yaşında vefat etti

Güzel'in Naaş’ı, cenaze namazının ardından Gölbaşı Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Hayatımın akış içinde;

Haber kanallarında açık oturumlarda gördüğüm böylesine yakından tanımadığım.

Şu anda gerçek dünyada olan bu Şahsiyetin bu yazısını okuyunca Dedim ki işte benim bürokratım, işte benim vekilim, işte benim Bakanım.

Ne acıdır ki örnek alınacak; Ülkemizde Rahmetli Hasan Celal GÜZEL gibi insanlar çok değil iki elin parmakları kadar olduğudur…

Allah Rahmet eylesin mekânı cennet olsun ailesine ve yakınlarına ne mutlu ki Rahmetli arkasında hoş bir seda bırakmıştır. “RUHU ŞAAD OLSUN.”

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum