Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

İKİ TÜRLÜ HAYAT

İKİ TÜRLÜ HAYAT

Bir yazarımız diyor ki iki türlü hayat var 1. Yaşanan hayat, 2.seyredilen hayat.

Birincisini ele aldığımızda; hemen herkesin tanıdığı ünlü iş adamı Rahmetli Vehbi KOÇ ile bir televizyon yapımcısının röportajında; yıllar önce param var, malım var, şanım var, mevkiim var. Ama gel gör ki iki kaşık domatesi bulgur pilavı yanında baş soğan yitemiyorum, zira yıllar önce yasaklanmıştı.

Bir başka örnek daha vermek gerekirse pek çok kadının yerinde olmak istediği, güzel başarılı ünlü Türk sanat müziği sanatçısı Emel Sayın’da hayatını anlattığı bir programda üzüntü ile keşke’yi dile getirirken; bir tek şeye içim sızlıyor….

Keşke bir çocuğum olsaydı! Derken gözleri dolu, doluydu.

Keşkeler hayatımıza girmeden sağlığımız yerinde iken hayatı boş geçirmeyelim.

Hayatımızı; eşimizle, dostumuzla, komşularımızla, akrabalarımızla, çocuklarımızla, torunlarımızla dolu, dolu yaşayalım.

2. sini ele aldığımızda; son yıllarda Türk toplumu genelde akşam olunca televizyona kilitleniyor, hayatı seyrederek çekirdek çitleyerek saatlerce televizyon izliyor.

Burada düşünmek gerek; dünyaya bir daha mı geleceğiz oysa sadece bir hayatımız var o da çok kıs.

Yine bilim adamlarımız uyarıyor! Dört saat televizyon seyretmek sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunu söylüyorlar.

Bir başka yazarımızda seyredilen hayatı değişik bir şekilde açıklıyor, ortalama altmış yılın yirmi yılını çocukluk eğitim vs. son yirmi yıl da ziyan edersek bize yaşanacak bir şey kalmaz.

Akşamlarımızı sadece televizyona veriyorsanız, sayılı nefeslerinizden bir bölümünü çöpe atıyorsunuz demektir….

Zira televizyon izleyen kişi hayatta değildir, günümüz teknolojisi insanın beşeri ilişkilerini zayıflatmış olması nedeni ile unutulmaya yüz tutmuş gelenek görenek ve kültürümüzden bazı değerlerin günümüzde yaşatılması ve gelecek nesillere bırakılması gerekmektedir.

Geriye dönüp bakıldığında eskiden uzun kış geceleri sohbetler yapılırdı, akraba komşu ziyaretleri yapılırdı, değişik hoş vakit geçirilecek atalarımızdan kalma, yüzük oyunları, çekme helvaları, mısır patlatmalar, kuzine denen sobalarda kestane pişirmeler, daha bir dolu eğlenceli kahkaha dolu oyunlar yapılır, vaktin nasıl geçtiğini anlayamazdık.

Çok şükür ben bunları zaman diliminde azda olsa bazılarını yaşadım.

Şurası da bir gerçek tabi ki teknolojinin nimetlerinden faydalanmamakta hoş değil.

İsterim ki mümkün olduğunca bir programa çerçevesinde uygulayalım, bütün bunların önüne geçebilmek için evvela belli saatlerde televizyonlarımızı kapatalım.

Ailece kitap okuyalım belli bir zamanlarımızı okuyarak eskilerden sohbet ederek gelecek kuşaklara öğretebilmek için yaşatarak örnek olalım.

Eğitimcilerin görüşüne göre; çocuklarımızla ilişkilerde asla öğretmen tavrı takınmayın onlarla arkadaşlık etmek dünyanın en keyifli işidir.

Haydi, bu gün öyle bir hayat yaşayın ki, yarına da kalabilsin, zira hayatı biriktiremezsiniz.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum