Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

İBRETLİK GERÇEK BİR HİKÂYE -2-

İBRETLİK GERÇEK BİR HİKÂYE -2-

Dünden devam:

Bilgisiz deyip duruyorsun ne cahilliğimi gördün Tanımadığım bir hanıma, torununun yanında hakaret mi ettim! Oooo… Söz yapmayı da biliyormuş.

Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, oldukça şey öğrenmiş olabilirsin fakat insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.

Yaşlı hanım, ufak kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir karı yaklaştı. Yanıt vermek için hazırlanan genç kız varlıklı giyimli, şık hanımı görünce uzaklaşan yaşlı hanıma yanıt vermekten vazgeçti. Yaşlı hanım geriye bakmaya çalışan ufak kızın başını eliyle engelledi.

Bir süre sonrasında, genç kızın anası parkta yanına geldi.

Merhaba kızım, Zeynep Teyzen nerde? Kimse gelmedi anne.

Son olarak bir hanımefendi geldi, yanıma oturdu. O da yalnız dilenmek için gelmiş biriymiş.

Hay Allah! Giyindiklerini oldukça iyi tanım etmiştim, seni iyi mi bulamadı anlamadım, Yanında ufak bir kız olacaktı, Genç kız bir an durakladı, Minik bir kız mı Evet.

Anne! Biz varlıklı, kültürlü insanlarız, Herhalde arkadaşın da varlıklı, kültürlü biridir, değil mi? Kültürsüz değil fakat varlıklı değil.

Sakın bana köylü bir karı bulunduğunu söyleme. Köyden gelen hanıma ne denir ki!

Oh… iyi iyi, köylü hanımefendileri karşılamaya beni gönderiyorsun, Kızım, o hanıma bir borcumuz vardı.

O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. “Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım.” dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.

Ne istiyormuş?

Torununu okutmamızı istiyor, Baban şimdi otomobille gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.

Anne, o köylü hanıma ne borcun olabilir ki, anlayamadım?

Anası, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;-Kızım, sen bebekken biz köydeydik.

Eee… Sana seneler ilkin bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, ikimiz de inekleri, atları, tarlaları neyimiz var ise hepsini satıp köyden göçtük, demiştim Evet, hatırladım.

O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir yada seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.

Herhalde şimdi anlatacaksın…

Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzgâr kimi zaman ters esiyormuş, yukardan aşağı filan.

Sen beşikte uyuyorken rüzgâr bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış.

Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler her yeri sarmıştı.

Birazdan yıkılacak şeklinde görünen eve gene de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olmasına rağmen dışarı fırladı.

O sahneyi asla unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu…

Niçin? Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Ulaşınca görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var.

Fazlaca acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam, kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! Baban da geldi.

Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı…

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum