Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

HEY GİDİ YILLAR HEY VE HEY GİDİ GÜNLER HEY

HEY GİDİ YILLAR HEY VE HEY GİDİ GÜNLER HEY

Hey gidi yıllar, hey gidi günler beni benden çalan o güzel günler, andıkça gecen yıllar ve günleri gözlerim yaşla dolarak pek çoğunu hatırlarım, bizler mi yaşlandık yoksa zaman mı değişti

O güzel günler hangi köşelerde gizlendi.

Geriye dönüp geçen yılları ve günleri hayalimde canlandırırken dakikalar içinde filim şeridi gibi gelip geçiveriyorlar.

Her yastan insanın ağzından sıkça duyduğumuz bir söz. Hayat giderek daha da mı zorlaşıyor ne; hep eskiyi yâd ediyoruz.

Hep şunu benimsemişimdir, bir ülke ancak ve ancak sanat ve kültür değerleriyle bütünleştiği zaman gerçek ve kalıcı güzelliğe ulaşabilir, Çünkü kültür ve sanat ruhları inceltir, düşüncelerin boyutlarını genişletir, iyinin ve güzelin farkında olmamızı sağlar.

İşte bize bu farkındalığı sağlayan, ülkemizin yetiştirdiği ve her biri birer efsane olan değerlerimizin başında Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK diğer şahsiyetler olarak kimini her daim hatırlasak ta kimini ne yazık unutmuş olsak ta gerçek değişmez onlar bizim bağrımızdan çıkan ecdadımız eşsiz kişilerdir ruhları şad olsun.

Eskiden Elektrikler kesildiğinde ailecek oturup öncelikle babadan duyulan cümledir, Evet hey gidi günler hey dir gerçekten de,

Artık ailecek oturulup sohbet etmek yerine msn, face vs.. gibi tamamen sanal dünya ile iletişim kurulmaktadır. ya da saçma sapan hiç bir öğretisi olmayan diziler seyredilmektedir. elektrikler kesildiğinde ise kedi yavruları gibi baba etrafında toplanılıp ''hey gidi yıllar hey hey gidi günler hey dinlenilmektedir..

Yazar Nur Betül Çelik; Hey gidi yıllar hey gidi günler hey!'

Sessizliğimizi yırtalım; hemen şimdi barışı isteyelim ki çocuklar büyüyebilsinler, içlerini yakan özlemler, kendi çocuklarına anlatabilecekleri anılar biriktirebilsinler. Bir gün saçlarına ak düşmüş yaşlılar olduklarında, şöyle ağız dolusu “Hey gidi günler hey!” diyebilsinler.

Hey gidi günler hey!” Çocukluğumda her duyduğumda garip biçimde etkilendiğim bir sözdü bu.

Hafiften yaş almaya başlamış, saçları ağarmaya yüz tutmuş teyzelerden, amcalardan her duyuşumda, merakım fena halde depreşir, hayal gücüm sınır tanımaz, o hasretle anılan günlerde neler yaşanmış olabileceğini düşünmeye başlardım. Kim bilir ne aşklar gizliydi bu sözün işaret ettiği o yaşantılarda, ne mutluluklar, ne başarılar? Öyle ya özlemle anıldığına göre…

Bitip gidene, eldeyken yitirilmiş olana duyulan özlem içimi yakardı. Kendimi hayal ederdim. Ben de günün birinde böyle özlemle andığım kişilerle tanışıp aşklar yaşayıp mutlu olup anılar, biriktirebilecek miydim? Bir an önce büyümek lazımdı. Her çocuk gibi acelem vardı. Düşlerimde yaşamaya can attığım bir hayat, önümde bitmek bilmeyen günler…

Çocukluk işte, o sıralar hep mutlu anlar özlemle anılır sanırdım. Yitirilen gençliğin ardından tutulan yası pek anlamazdım.

Artık yeniden genç olamayacak olanın belki de hiç yaşamadığı anları, gerçekleştiremediği düşleri, bitiremediği işleri, yarım kalmış aşkları, dokunamadığı yürekleri, yazamadığı kitapları, söyleyemediği sözleri, ertelediklerini, hiç sahip olamadıklarını özlediğini anlayamazdım.

Yaşanmış bitmiş olandan çok yaşanamamış olanın özleminin daha derin olacağını nereden bilebilirdim, henüz çocuktum. Galiba herkes sonradan öğreniyor bunu. İki iç çekiş arasına sıkışmış bir “Hey gidi günler hey!” nidasında özlem kadar pişmanlıkların da olduğunu kim bilmez büyüyünce?

Bir arkadaşım, sekiz-dokuz yaşlarındayken dedesine “Hey gidi günler hey!” deyivermiş! Dedenin önce gözleri şaşkınlıktan büyümüş, sonra kahkahayı basmış tabii. Bir çocuk, henüz anlamını tam kavrayamadığı bir şeyi böyle söyleyiverince önce şaşırır sonra güleriz elbette.

11 ayın sultanı ramazan ayındayız 90’lı yıllara giderek bir ramazan nostaljisi yaşayacağız inşallah.

Ramazan ayı deyince pideler aklıma geldi, O pide kuyruğundaki ekmek kokusu var ya...

Orucu bozmamak için bin bir takla atılırdı.

İletişim imkânı zayıf olduğu için namaza çıkan babalarımızın, kardeşlerimizin ne zaman döneceğini onlara sorarak öğrenirdik. Şimdiki gibi telefonlar yoktu. Annelerimiz de komşuları çağırmak için bir telefon açarlardı, takır tukur dönen eski telefonları kullanarak.

Bir de zamanı şimdiki gibi akıllı telefonlardan değil de takvim yapraklarından takip ederdik.

Her türlü bilgi de vardı hani Kimisi ansiklopedi gibi tüm yılın yaprak arkası bilgilerini okur, genel kültürünü zenginleştirirdi.

Hele ki ramazan zamanı saatler geçmiyor diyenler için çok iyi aktiviteydi.

Hey gidi yıllar hey ve hey gidi günler hey gelecek güzel günlere ulaşmamız dileği ile Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum