Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

HERKES YAZIYOR KORANA BEN YAZIYORUM HİKÂYE -2-

HERKES YAZIYOR KORANA

BEN YAZIYORUM HİKÂYE -2-

Dünden devam:

Bu söylenenler bir gün olabilir ama daha çok uzaktaydı.

Türkiye'de neden Covid-19 yok? Gerçekten yok mu? Tartışması bile henüz yapılmıyordu, takip eden günlerde başlamıştı.

Ve hatırlarsanız ilk vaka açıklanana kadar da (doğal olarak) dünyada olanlara ve ülkemizde olacaklara dair bu günlerdeki gibi bir algımız yoktu.

Çok uzaktı bize bunlar. Çin'de filandı. Biraz daha dikkatliler için, İtalya'da da fena başlamıştı.

Bizde olmayınca anlaşılmayan durumlar yaşanıyordu, dünyanın kimi yerlerinde. Üzülüyor, korkuyor ve hızlıca unutuyorduk. Umursamazlıktan da değil, bizim derdimiz bize yetiyordu. Yeni bir dert istemiyorduk.

Tam bu dönemde, sonuçlanması iki gün süren Korona test sonucumu bekleme süresi benim için başlangıçta zorluğunu yaşadığım hastalığın ve izolasyonun hüznünün yanında önemsiz bir detay olsa da; zamanla oğlum, ailem, dostlarım, arkadaşlarım, çalışma arkadaşlarım ve sürekli temasta olduğum insanlar için endişeli bir süreç haline gelmişti.

Dolayısıyla benim için de. Onları düşünüyordum. İki konu olmalıydı akıllarında endişelenecek. Bana "bir şey" olması ve kendilerine de bir şey olması.

Ben Korona virüsü aldıysam, hepsi karantinaya alınacaktı. İzolasyonun verdiği yalnızlıkla da büyük bir hüzün kaplamıştı içimi. Yüksekte seyreden moralim artık sarsılmaya başlamış, ateşin ve bu belirsizliğin etkisiyle bir gecede duygusal olarak çökmüştüm.

Doktorların virüs testi yapmadan önce beni uyardıkları tek konu, "testiniz pozitif çıkarsa sizi Kartal Devlet Hastanesi'nde karantinaya alacaklar, tedaviniz orada yapılacak, burada kalamazsınız; negatif çıkarsa da Ankara ve Sağlık Bakanlığı tarafından sağlığınız bir süre takip edilecek, sizi sık sık arayacaklar", olmuştu. Ona da tamam.

Beni Ankara'dan bir defa aradılar, o da test yapıldığı gün, bir çok soru sordular, yurt dışında nereye gitmiştim, ne zaman hangi hava yoluyla, hangi şehirlere gitmiştim? Nerde çalışıyor ne işle uğraşıyordum, kimlerle yaşıyor…

Kısaca ne yiyor ne içiyordum? Anlamlı sorularla bana kendimi güvende hissettiren bir konuşma yaptılar.

Ancak sorun şuydu ki İstanbul'da (üç hafta önce) test kiti olmadığı için benden alınan örnek (burundan alınan sürüntü)

Ankara'ya gidecek, test orada işlem görecekti. Zaman ilerledikçe ve test sonucu beklenen süreden geciktikçe doktorlar, hastane personeli, ailem, arkadaşlarım birkaç yüz kişi gergin bir bekleyiş içinde bekliyorduk.

Ben tabi iki gündür yalnızdım ve artık kötü senaryolar da düşünmeye başlamıştım. Ne de olsa ilk vaka olacak kadar şanslıysam (!) bu hastalıktan ölmeyi de hak edecek kadar şanslı olacaktım.

Bu aşamada, ateşli, yorgun ve zatürre ile mücadele eden yalnız bir hasta olduğumu da hatırlatayım.

Her şeyi düşünüyorsunuz böylesine izole olunca bir odada. Hasta ve yalnız yan yana gelmemesi gereken iki kelime. (Gerçek bir karantinayı düşünemiyorum)

Hastanede epey bir hareketlilik vardı, ilk günün masum maskelerinin ve moral vermeye ve geçmiş olsun’a gelen ziyaretçilerimin yerini odaya getirilen elektronik aletler, özel tansiyon, oksijen ve ateş ölçerler, benimle ilgilenen hemşirelere giydirilmesi şart koşulan ve gitgide daha acayipleşen kostümler almıştı. Kimse odama giremiyor, kapısından bile bakamıyordu, bir arkadaşım ve ağabeyim benim için getirdiklerini hemşirelere bırakırken bana uzaktan el sallayacak kadar izin almışlardı, çok duygulanmıştık karşılıklı.

Hastanede, bana bir hayrı olmasa da, bir ölçüde popüler bir hastaydım, herkes "the hastanın durumunu merak ediyordu.

Birçok doktorun görüşü alınmıştı, küçücük dünyamızda bir WhatsApp yazı grubundan bir doktor arkadaşımın görüşünün bile alındığını öğreniyordum.

Benim için oldukça sürreal zamanlardı, Henüz ne olduğunu içerden anlayamıyor, sadece dışardan izleyebiliyordum.

Ama elbette uslu bir kız olarak bekliyordum odamda sessizce, ateşimle mücadele içinde, biraz üşüyerek, titreyerek biraz da hüzünle. Kendimi biraz küçük görüyordum, İnsan çaresiz kalınca küçülüveriyor.

Hep olduğu gibi komik anılarım da vardı. Acayip aletlerle dolan odama en son hamleyi, astronotvari giyinmiş bir erkek görevlinin, "bana özel tıbbi malzeme çöp kutusunu" sadece başını içeri sokarak, "şunu şöyle bıraka…." diyerek içeriye doğru ittirmesiyle yaptığını söylemem lazım.

Devamı Yarın:

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum