Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

HAYATIMIN AKIŞI İÇİNDE ADETA YAŞIYORUM

HAYATIMIN AKIŞI İÇİNDE ADETA YAŞIYORUM

Bir yazıyı yazarak okuyucularımla paylaşmak beni çok mutlu ediyor, hele ki yazdıklarıma okuyucularım yorumlarıyla katılınca daha çok mutlu oluyorum.

Okuduğum kitaplardan açılan penceremden zihnimde canlandırdıklarım, önce bir hayalle başlıyor, sonrasında hayallerim canlanıyor, canlanan hayallerimde adeta yazacaklarımı birer birer yaşıyorum.

Ne kadar yazarsam yazayım hep bir şeylerin eksik kaldığını düşünürüm belli ki o eksiklerimi tamamlama çabasıdır beni yazmaya iten bilemiyorum.

Hatırlıyorum da, yazdığım ilk yıllarımda düşüncelerimin düzensiz akışına şahit oldum ve devam ettikçe daha düzgün yazı yazmaya başladığımı fark ettim.

Dahası düşüncelerimin gün geçtikçe netleştiğini anlamam fazla zaman almadı.

Bu farkındalıktan sonra “Acaba yazı yazarak istediğimiz yönde düşüncelerimize yön verilebilir mi?

Bu sayede hayatı yeniden düzenleyebilir miyiz?” gibi sorular aklımda canlandı.

Öyle bir an olur ki hayal kırıklığına uğradığınızı sanırsınız. Oysaki hakikat öyle değildir.

Böyle düşünmenizin sebebi o anlardaki duygularınızın yoğunluğudur.

Çünkü duygular doğru olan şeyleri size hakikat olarak gösterir.

Bu yanılgı sizde telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olabilir. Kaybetmek istemiyorsanız öyle anlarda duygularınızı kesinlikle bir kenara bırakın.

Eğer düşüncelerimizi değiştirirsek hayatımızın değişeceği ise su götürmez bir gerçektir.

Şehirler, bir arada yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre şekillenirler.

Hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, insanların yemek-içmek, giyinmek gibi değişmez ihtiyaçları olduğu gibi, değişkenlik gösterenleri de bulunmaktadır.

Bazen, bir toplumda ihtiyaç olarak algılanan kimi ürünlerin, bir başka yerde varlığından bile haberi olan kimseye rastlamak mümkün olmayabilmektedir.

Değişmez ihtiyaçların kaynağı, çeşitleri ve kullanış şekli gibi bazı hususlarda farklılıklarla karşılaşmak da son derece doğaldır.

Et, hemen her toplumun tükettiği besleyici bir ürün olmakla birlikte; insan eti, vahşi hayvanların eti, kedi-köpek ve domuz eti, her toplumun tükettiği ürünler arasında değildir.

Su ve türevleri de insanların kullanmak zorunda oldukları bir madde olmasına karşın Müslümanlar, alkollü içecekleri üretmez ve kullanmazlar.

Keza, dinî görevlerin yerine getirileceği mabetler, inançlı bir toplumda vazgeçilmez bir ihtiyaç iken, dine inanmayan bir toplumun yaşadığı şehirde hiçbir anlam ifade etmez.

Şehirleri kuran ve ona sahip olanların mensup oldukları inancın oluşturduğu kültür ve medeniyet, o şehirde silinmez izler ve eserler bırakır.

Müslümanların yaşadığı bir şehir toplumunda, İslam'ın yapılmasını emrettiği kimi görevlerin yerine getirilmesi, çeşitli kurumların ortaya çıkmasını gerekli kılmıştır.

Toplumsal yönü ağır basan bu görevlerin yerine getirilmesi amacıyla oluşan kurumlar veya şehirdeki kimi düzenlemeler, o şehre farklı bir kimlik kazandırır.

Örnek: Başka anlamları yanında, İslam'ın beş şartından biri olan namazın bir arada kılınması için inşa edilen cami ve mescitler, İslam şehirlerinin sembolü olagelmişlerdir.

Zekât, sadaka, infak kavramları etrafında şekillenen sosyal dayanışmanın, İslam tarihinin her döneminde ortaya çıkardığı aşevleri, imaretler, kervansaraylar, vakıflar, sebiller, şifahaneler şehirlerin sosyal dokusunun ve fiziki kurumlaşmasının şekillenmesinde etkin olmuşlardır.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum