Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

HANİ BANA HANİ BANA..!

HANİ BANA HANİ BANA..!

İnsanoğlu doyumsuzdur.

Az ile yetinmeyen, var olandan sıkılan ve hep daha da iyisi olsun diye uğraşan canlılarız aslında.

Elimizdekinin kıymetini kaybedince anlarız da! Kaybetmeye başlayana kadar da umarsızca har vurup harman savururuz.

Yaşamın içinde çabalayan milyonlarca insan var iken, bazıları rahat ve bir o kadar da savurgan yaşıyor.

Hazıra alışmak, çalışmadan kazanmak, kazandığını sanıp harcamak ve hiç hak etmediği bir kazanç sayesinde rahat yaşamak…!

Savaşların ve iktidar kavgalarının da sebebi bu değil mi?

Başkalarının malından mal elde etme, hazıra konma hırsı.

Kazanmadan, kazanım sağlama! Bir grup arasındaki paylaşma,

BİRİ TUTMUŞ, BİRİ KESMİŞ, BİRİ PİŞİRMİŞ, BİRİ YEMİŞ,

BİRİ DE HANİ BANA HANİ BANA DEMİŞ.. Beşinci parmak hep geç kaldı. Geç kalmasaydı eğer, belki ona da bir şeyler kalacaktı.

Her nedense hep o okuldayken yapıldı bu paylaşım…!

Onunda şansızlığı beşinci parmak olmasıydı ama o olanla yetindi her zaman…

Tamda bu yazıma uygun düşecek olan okuduğum Mustafa ASLAN’ın bir yazısından alıntı yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir Ramazan günü İmam Ali (a.s.), iftara yetişmek için acele acele giderken yanından geçtiği hurmalıkta iftara hazırlanan bir köle görür. Köle heybesinden bir parça kuru ekmek çıkarır.

İftar vakti girmiştir, bir lokma ekmek koparır tam ağzına atacakken aç bir köpek, kuyruk sallayarak yanaşır.

Köle kopardığı lokmayı köpeğe verir. İkinci lokmayı koparıncaya kadar aç köpek yeniden kuyruk sallar, ikinci lokmayı da köpeğe verir. Son lokmayı ağzına götüremeden lokmayı yutan köpek, yeniden yanaşır ve köle son lokmasını da aç köpeğe verir.

Olup biteni dikkatle izleyen İmam Ali (a.s.), Köle'ye yaklaşır ve "Ne yaptın, şimdi sen ne yiyeceksin?" diye sorar. Köle kendinden çok emin bir vaziyette; "Allah'ın, ağzı-dili bağlı aç bir hayvanı, onu doyurdum. Ben oruca devam edeceğim Ya Ali!" der ve bir yudum su ile iftarını eder. İmam Ali (a.s.), Köleden aldığı bir yudum su ile iftarını açar ve ayrılır.

Hemen o hurmalığın sahibini sorar öğrenir. Varlıklı bir Yahudidir. Gider ve o hurmalığı satın almak istediğini söyler.

Yahudi bir fiyat verir. İmam Ali (a.s.) hurmalığı içindeki çalışan Köle ile birlikte almayı düşündüğünü söyleyince Yahudi fiyatı on katına çıkarır! İtiraz etmez ve hızla oradan ayrılıp zengin bir Sahabiden borç alarak döner ve Yahudi'nin istediği parayı vererek hurmalığı ve köleyi satın alır.

Hurmalığın tapusu ile tekrar hurmalığa döner ve tapuyu Köleye verir, "Bu hurmalık senin ve şu ân itibarı ile de hürsün" der. Sonra evine gider.

Bu cömertlik, Kölenin anlatmasıyla sahabe arasında hızla yayılır. Aradan zaman geçer İmam Ali (a.s) Hilafet makamına oturur. Sevinen sahabiler kendi aralarında, makamın Ali (a.s.)'ın hakkı olduğunu sehavette hiç kimsenin O'nunla yarışamayacağını söylerler. Gizli sevmeyenlerden itiraz edenler de çıkınca, küçük bir heyet halinde gidip kendisine sormaya karar verirler.

Gider; "Ya Ali! Sehavette seninle yarışacak kimse var mıdır?" diye sorarlar. "Bana sıra gelinceye kadar yatsı olur" der İmam! "Ya Ali! Var mıdır öyle birisi, varsa kimdir?" Diye hayret ve ısrarla sorarlar, İmam Ali (a.s.) âzâd ettiği o Köleyi söyler!

"Ama Ya Emir'el-Mü'minin! Onu sen âzâd edip hurmalığı da hediye etmedin mi?" şeklindeki hayretle karışık soruya; "Ben elimde olan imkânın bir kısmıyla o dediğinizi yaptım ama o, sadece Allah rızası için elindeki her şeyini vermişti" diye cevap verir.

Görülüyor ki yapılan her iyilik ALLAH Rızası için yapılmalı ve mutluluğu yakalamalı

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum