Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

GÖNÜLDEN GÖNÜLE BİR YOL VAR BİLİRMİSİN -2-

Dünden devam;

GÖNÜLDEN GÖNÜLE BİR YOL VAR BİLİRMİSİN -2-

“Yeryüzünün sıcaklığı kalmayınca gökyüzü, güneş vasıtasıyla ona sıcaklık gönderir. Islaklığı kalmayınca da yağmur yağdırır, onu ıslatır.” Varolmak için neye ihtiyaç varsa onu vermek gerekir. İnsanoğlunun sevgi ve ibadete ihtiyacı var.

İbn-i Haldun der ki: “İnsanları açlık öldürmez. Daha önce alışmış oldukları tokluk onları öldürür.” Yemekten de içmekten de önemlidir iman ve ibadet.

Gökyüzü, kadınını beslemek için kazanç peşinde koşan erkekler gibi yeryüzünün etrafında döner durur. Yeryüzü de o hanımlığı yapar. Onlar Allah’ın koyduğu şaşmaz, kanunlar gereği akıllı insanlar gibi iş görürler.

“Kâinatta bulunan her şey Allah’a hamd ile zikreder. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.

” Kur’an-ı Kerim.“Bu iki güzel (yani yeryüzü ile gökyüzü) birbirinden süt içmeselerdi yani birbirinden faydalanmasalardı nasıl olur da karı koca gibi birbirlerinin dileğine uyarlardı.

” Cenab-ı Hak bütün bu sevgiyi, sofrayı insanlar için yarattı. Allah dünyada hayat devam etsin, insan nesli kıyamete kadar sürsün diye erkek ve kadını birbirine sevdirmiştir.

Sevgi olmadan hayat olmuyor. Dünyada cehennem, sevmediğinle baş başa kalmaktır. Her bir parçanın başka bir parçaya, cüz’e meyli vardır.

Her ikisinin birleşmesinden hayat doğuyor. “Geceyle gündüz de böyle birbirlerini kucaklarlar. Yer göğe teşekkür etmeli (yağmur yağdırdığı için), gök de yere teşekkür etmeli (ondakileri yer kabul ettiği için)”. İkisi birbirine eşit değil, farklıdır.

Gök toprak yağdırmaz. Kadın ve erkek de öyledir. Eşit olsa hayat devam etmez hayat olmaz. İkisi birbirini tamamladığı için insan meydana geliyor, ikisi de mutlu oluyor.

“Gece ve gündüz görünüşte birbirinden ayrıdırlar ama hakikatte birdirler.”

İnsanlara faydalı olmak, onlara hizmet etmek hususunda birleşmişlerdir. Gündüzle gece görünüşte birbirlerine aykırıdır, düşman gibidir.

Birisi aydınlıktır, diğeri karanlıklara bürünmüştür.

“Allahın koyduğu şaşmaz kanun gereğince hayatın sürüp gitmesinde hizmette bulunurlar.

İşlerini güçlerini hısım ve akraba gibi isterler.” Gece olmasaydı insan dinlenemez, güç kuvvet bulamaz ve gelirini sağlayamazdı.

 

“Yeryüzünün toprağı, insan bedenindeki toprağa seslenir ve der ki: Kafeslik ettiğin ruhu terk et de toz gibi tozarak bizim yanımıza gel.” Cins cinsi çeker, toprak bizi çekiyor.

Toprak olan bedenini kutsayan insanlar ölene kadar içlerinden toprak sevgisini çıkaramazlar. Ruhuyla tanışmamış insanın sevgisi dünyaya aittir. Onun için dünyayı kutsar, ilah edinir.

Dünyadaki bütün hikâyeler (insanlar, devletler vs.) ayrılık üzerine kurulmuştur. İnsan cennetten ayrıldığı için dünyayı cennet yapmaya çalışıyor. Asıl vatana, öze kavuşma hırsıyla dolu insan. Din, insanın bu ayrılışını gidermek için insana en kestirme yoldur.

Allah size köprü uzatıyor, buradan geç diyor.

İnsan bedeninde bulunan unsurların insafsızca ipsiz, halatsız çekişleri (nefsanî ve ruhani isteklerimiz) bedeni hakir düşürür ve beden de 72 çeşit illet baş gösterir.

Hastalıklar başlar, iç dünyalarımızda ruh ve nefs çatışma başlar. İbn-i Arabî: “Tıp, vücudu dengede tutma sanatıdır. Demiştir.

Her şeyi dengede tutarsanız hasta olmazsınız. Toprak, su, hava ve ateş bunları dengede tutmalısınız.

Çünkü bunlar ruhu taşıyorlar. Çok kıymetli hazineyi taşıyan sandık da önemlidir.

“Bu dört unsur, ayakları bağlı dört kuş gibidir. Bedene gelen hastalık, illet veya ölüm onların ayak bağlarını çözer ve uçurur. Onların ayakları birbirinden çözülüp ayrılınca uçar, aslına gider. Ruh da geldiği yere yani Rabbine gider. Biz Rabbimize ne göstereceğiz.” Yoklukla giderseniz Rabbiniz sizi var eder.

Devamı Yarın;

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum