Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

GÖNÜL TARLASINI NASI YEŞİLLENDİRELİM

GÖNÜL TARLASINI NASI YEŞİLLENDİRELİM

Yorgunluğun üzerine bir çay içmek gibi değil bu, bir damla suyun bile bardağı taşıracağı bir yorgunluk. Üzerimize tüy düşse yakıp yıkacağı bir yorgunluk.

Düşünmenin de ağır geleceği bir zaman dilimi sadece. Oysaki bir kuşun uçması için sadece kanat çırpması gerekiyorken, kanadına asılmış kocaman demir zincirlerin ağırlığı altında kalmış bir yorgunluk.

İnsan, dağların taşların taşıyamadığı bütün yükleri taşıyabilirdi hani. Toprak o eski toprak değil artık, insan da o eski insan değil. Dünya yorgun, biz yorgun…

Dünyayı biz bu hale nasıl getirdik acaba, toprağa neler yükledik, sonra yüreğimiz nasıl da böyle daraldı diye düşünmek gerekiyor bazen.

2019 yılı içinde hayat akıp giderken ve sonu gelen her şey gibi tuhaf bir ağırlık altındaymışız gibi bir hisse kapılmış herkes.

Kiminle konuşsam, “Şu 2019 yılı bir gitse de kurtulsak” diyor. Umut işte, insan umut ediyor, rakamlar değişirse her şey sıfırlanır zannediyor.

Sil baştan yeniden yaşayacağız, dünya hiç kirlenmiş olmayacak ve biz tertemiz bir güne doğacağız zannediyor. Ya tutarsa!

Bizim geleneksel kültürümüzde var olan kocakarı hikâyelerine bilmem ne kadar aşinasınız?

Nesiller eskiyip çaptan düştükçe; hele eski toprak konumuna geçince, hatta tebdil-i dünya değiştirince sağlıklarında yapamadığı primi yaparlar.

Eskilerin sözleri, ben dahil eminim her birimiz için altın değerindedir.

Ne zaman bir şeyi örneklemek istesek, hemen geçmişin ulemaları öteki taraftan devreye girer.

Hayata dair yaşanmışlıklar olduğu için çoğu kez de kabul görürler. Bende de, bir fasikül atasözü ve lokman hekim tarifleri mevcuttur.

Ne varsa onlarda var; diyerek, lüzumlu lüzumsuz biriktirmişim.

Efendim; başınızın ağrısı, kocanızın aldatması, çocuğunuzun derdi tasası velhasıl birçok sorunumuzun tek ilacı bizim yedi ceddimiz ötesindendir.

Yolunda gitmeyen bir durum mu var, "kafamız mı karışık" hemen ölmüşlerimize sinyal veririz 'gelin, yetişin bizi kurtarın' diye tıpkı tv reklamlarında anında ortalığı pırıl pırıl yapan, çamaşırları

yıkayan ve sonra birden kaybolan "acele yetiş bacıları" gibi. Tecrübe güzel şeydir.

Fakat kim bilebilir ki, yaşanmışlıkların doğru bilgilerinin yıllar ötesinden sıfır hatayla bize ulaştıklarını.

İnsan da böyledir evlat! İlk önce bir düzelteceksin, sonra işleyeceksin gönül tarlasını.

Toprak bu, gül de dikersin, diken de; şeker de ekersin biber de. Gönül bu, kin de ekersin sevgi de; saray da dikersin, kerpiç de. Fahri Kâinat Efendimiz ne güzel buyuruyor ‘Dünya ahretin tarlasıdır.’ diye.

Hakikatte neler ekebileceğiz bu gönül tarlasına, nasıl yeşillendireceğimize bakalım ve de mümkünse başaralım inşallah

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum