Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

EVLADIM ÖYLE BÜYÜK YANLIŞLAR OLUYOR Kİ

EVLADIM ÖYLE BÜYÜK YANLIŞLAR OLUYOR Kİ

Sevgili okurlar bu gün köşe yazımı sizlere sunarken okuduğum bir kitabın başında geçmişte çocuklarına nasihat eden bir baba şöyle söylüyor.

Yüreğinden inancı, ağzından duayı, davranışından erdemi hiç eksik etme.

Birde sabırlı ol oğul, ekşi koruk sabırla tatlı üzüm olur

Değerli yazar Aziz Karaca bir köşe yazısının başlığını okuduğumda dikkatimi çekti.

Deve mi küçüldü, elek mi büyüdü? Unun içinde devenin ne işi var? Başlığı görür görmez ilk akla gelen sorular...

Nasreddin Hoca'nın ârifane bir şekilde ifade ettiği "Evladım öyle büyük yanlışlar oluyor ki elimdeki bu kocaman bıçak bile bazen o yanlışı düzeltmeye yetmiyor" gerçeğini her gün yaşamıyor muyuz?

Un elerken devenin elekten geçmesi kadar acayiplikler, tuhaflıklar, şaşkınlıklarla yüz yüze gelmiyor muyuz?

Şairin yıllar önce dediği gibi;

“Ak günleri vadettiler boş çıktı/Kara günler göre göre usandık/

Hilekârın çorbasından taş çıktı/Dişlerimiz kıra kıra usandık”.

Ve düşünüyorum da, bir gece öncesine göre, bıraktığımızdan daha şaşkın ve düzensiz görünen bir dünyadan uyanıyoruz.

Bu gün hızla değişen dünyamızda insanlar büyük çelişkiler yaşıyor, o vakit akıllara bazı sorular geliyor, niçin varız?

Dünyamızın sonu ne olacak? İnsanlığın hüzünlü tarihinin anlamı ve hedefi yok mu? Çağlar boyunca sağlanamayan dünya barışı kardeşlik ve refah yalnızca bir hayalmiş? O vakit yaşamın gerçek amacı ne? Yoksa insanoğlu dünya sahnesini üzerinde kısa bir an görünüp sonunda oynadığı tiyatronun alevlenip yanmasıyla kül ve dumana dönüşen tahtadan kuklalar gibi yaşamaya mı mahkûm?

Tüm bu sorulardan sonra ilk akla gelenler eski zamanlardan bu yana filozoflar, din adamları ve hümanistler, yanı aradıkları aşikârdır.

Ve yine çeşitli düşünceler, ideal toplumları hayal ettiler bulduklarını sandılar, huzur ve kardeşçe yaşamanın düzenlerini kurmaya çabaladılar..

Fakat bu gün gelinen nokta yine aynı hiçbir şey değişmedi. Çelişkiler daha çözümsüz hale geldi.

Uzağa gitmeye gerek yok 2020 yılının başlarında Küçücük bir virüs. Bütün dünyayı eve kilitledi.

İnsanlar korkuyor. Telaş var. Kucaklaşamıyorsun. Tokalaşamıyorsun. Aile içinde bile uzak duruyorsun. İşin uzmanları

bunu öneriyor. Dinlemeliyiz. Hayati bütün merkezler tedbi’ren, sistemlerini bloke ettiler.

Uzmanlar sürekli olarak uyarılarda bulunuyorlar. Uluslararası hava ve kara trafiği durma noktasına geldi. Alışveriş merkezleri boşaldı.

Dünya savaşlarından sonra böyle bir hadise görülmemişti. Hastaneler, laboratuvarlar bu virüsü alt etmek için harıl harıl çalışıyorlar. Virüsün mutasyonundan korkuyorlar. Kısacası insanlığa dehşet hâkim. Neden? Bir virüs yüzünden.

Bu işin bir yönü, El betteki önemli. Hem de çok, Ama sizce mesele sadece tabii veya organize bir virüs mü? Ya azgın ve şımarık insanların hayatına tebelleş olmuş ahlaki virüs! Ya kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan ahlaki zafiyetler. Ya insafsız, ahlaksız, vicdansız, zevkine tapınan seçkin insafsızlar.

İki yıla sığan felaketlere şöyle bir göz attığımızda, Son birkaç yılda yaşadıklarımızı düşünün.

Deli dana, kuş gribi, domuz gribi, kene belası, çekirge istilası, karınca istilası, depremler, iklimlerin değişmesi, korona, tusunamiler, bereketsizlik, kaos, anarşi, radikalleşme ve daha yığınla bela.

İlerde karşılaşacağımız yeni sıkıntıların habercisi gibi durmuyor mu? Daha önce duyulmamış hastalıklar olacak Bugünün virüsü: "Korona". Yarın hangi hastalık? Hangi sıkıntı? Bilemiyoruz.

İnşallah hiç biri olmayacak. Peki, düne kadar bilmediğimiz onlarca hastalık yeni çıkmadı mı? Kıyamete kadar devam edecek bu süreç.

"Elbette Allah, yarattığı her hastalığın çaresini, tedavisini yaratmıştır." (Ebu Davud, Tıbb,11:3874)

Hastalıkların iki tedavisi var, Birincisi; ilaç, tedavi, tedbir ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek. Akılla hareket etmek.

İkinci tedavisi ise dua ve direnç. Bunlar tamam. Ancak tarih boyunca, nice ümmetin, zulüm, haksızlık ve adaletsizlik yüzünden helak olduğunu biliyoruz.

Bunları da gidermek zorundayız, Ahlak ve dürüstlükle. Hz. Peygamber'e kulak verin. Açıkça konuşuyor. Hz. Peygamber sözünü sakınmıyor. Sakınmaz da. Yeter ki duyacak, işitecek kalp ve kulak olsun.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum