Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ESKİSİ OLMAYANIN YENİSİ OLMAZ...

ESKİSİ OLMAYANIN YENİSİ OLMAZ... Yırtık giymek ayıptı eskiden, yamalı giymek değil. Tıpkı; bilmemenin değil, öğrenmemenin ayıp olduğu gibi. Hiç sökük dikişle dolaşmadık. Kadın, en usta tamircidir derdi atalarımız ve paranın değil ama emeğin, alın terinin ne kadar kıymetli olduğunu anlatırlardı. Evet, kadın en usta tamirci idi bir zamanlar. Tamir edebilmek ne büyük hünermiş meğer.

Şimdilerde tamir etmek, onarmak zihniyeti kalmadığından hiç bir şeyin kıymeti de kalmadı.

Keşke o kültürleri bu günlere taşıyabilseydik

K. Maraşlı olan Şair-Yazar şiir dinletisinden tanıştığım kendisine saygı duyduğum değerli insan Nurgül Kaynar Yüce bir yazı kaleme almış bana da göndermiş tamamen geçmiş çocukluk yaşantılarımızı yazmış, oldum olası geçmişi anlatan yazıları okurken çok duygulanırım bu yazıda da yaşadım.

Kendisinden müsaade alarak yazısından alıntılar yaparak sizlerle paylaşıyorum. Hazır giyim, ya ucuz değildi ya da bizim alım gücümüz yoktu eskiden.

Her mahallede bir terzi olur tıpkı benim Rahmetle andığım Babaannem gibi

Rahmetli nenem (Namı değer Makineci nine) kol makinesi ile Çankırı ili Karatekin mahallesi ege sokak No:4 avlulu evimizde dikiş dikerdi, çift kapılı ana giriş kapısı olan ve giriş kapısında koçlara takılan çan vardı, çan çaldığında avluya bakardık kim gelmiş diye.

Rahmetli nenem mahallenin tek terzisi idi, kömür ütüsünü yakmam için bana adeta yalvarırdı, zira zamanı çok kıymetliydi, ben küçüktüm ütüye gücüm yetmezdi zor yakardım, yakınca da ödüllendirirdi.

Makineci ninem pantolonlara süvari diye isimlendirilen dizlere ve oturulan yerlere yama, paçalarına, fermuar takardı.

Bayramdan bayrama bizim eve basma kumaşlar verip bayramlık fistanlar robalı ya da eteği fırfırlı. Artan kumaşları da saklardı babaannem Yama için ayrılmış küçük kumaş kırıntılarını. Ne fedakâr, ne tutumlu imiş eski topraklar. Nene çiğim nur içinde uyu haklarım sana helal olsun. Ve ne büyük kıymet verirlermiş erlerinin emek ve alın terlerine.

Soğuk kuyu parlak lastik ayakkabılarımız vardı. Yırtılınca onları bile diker tamir ederlerdi büyüklerimiz.

 

Şimdi evlerimiz kutu, kutu ayakkabılarla dolu. Tam bir tüketici canavarı olduk. Eskiyen elbise yok artık. Etiketi üstünde, giyilmemiş kıyafetlerle dolu gardıroplarımız. ve bu yüzdendir kıymet bilmeyişlerimiz... Giyilmez olan kıyafetlerimizin üzerindeki düğme, kopça, fermuar (cırcır) ne varsa itina ile keserek ayırır ve başka kıyafetlerde kullanmak üzere kaldırırılırdı sandığa. Onarmak ne büyük maharetmiş de bizler bilememişiz. Arada küsmek, kırılmak, didişmek evliliğin tuzu biberi derdi babaannem Ufak tefek şeyler büyütülmezdi şimdiki gibi.

Tamircilik vardı serde. Kırılan gönlün tamiri de bir özür, bir affediş, bir hoşgörüydü.

İnsanoğlu öylesine mükemmel bir eşref-i mahlûkattı ki; isterse kırılan gönülleri tamir etme kudretine de sahipti.

Ancak bunun için sevmek, kıymet vermek ve onarmak gerekirdi... şimdi öyle mi...?

Hemen her şeyimizi ya atıyor, ya da değiştiriyoruz eskimeden. Hatta eşyaları değiştirmekle de kalmadık. Öylesine tamirci zihniyetinden uzaklaştık ki; ana babalarımızı eskidi diye huzurevlerine atıyor, evliliklerimizi, daha elimizin kınası solmadan mahkeme salonlarında noktalıyoruz. Tamir etmek, yapıcı olmak, özür dilemek, hoş görmek kalmadı bu devirde. Zaman ahir zaman. Sen sen isen ben benim devri.

Kapımızın önünde yatan araçlarımız kadar değer vermez olduk sevdiklerimize.

Aracımızda bir sıkıntı olduğunda hemen sanayiye koşup tamirci arıyoruz da sevdiklerimizin kırılan gönüllerini tamir etmek için çareler aramaya hiç yeltenmiyoruz.

Şimdi aklıma geliyor da vaktiyle kulak ardı ettiğimiz atalarımızın her bir sözü paha biçilmez imiş Bilmez misiniz ki; tarihi olmayanlar tarih yazamazlar. Peki tarih dediğimiz şey nedir? Geçmişimizdir, eskilerimizdir. Evimizdeki her bir eşya da bir tarihtir aslında. Yaşanmışlıklarımızın tarihi.

Geçen ömrümüzün en emektar şahitleri. Atalarımızdır.

Unutmamalıyız ki biz geçmiş tarihten ibret almaz isek yarınlarımız olan evlatlarımız, yani gelecek tarihimiz bizden intikam alır.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum