Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

DOĞAYLA İÇ İÇE OLMAK İÇİN

DOĞAYLA İÇ İÇE OLMAK İÇİN

İnsanlardan olabildiğince kopup tamamen doğayla bütünleşmek gibisi var mı? Sadece ayağınızın altında hışırdayan yaprakların, rüzgârın ve doğada yaşayan canlıların sesinin olduğu bir yer...

Ama ne yazık ki, sadece çok azımız doğayla bütünleşebilme imkânına sahip. Artan kentleşme yüzünden, yeşilin ne olduğunu unutacak hale gelmek üzereyiz.

Pek çoğumuz, çocukluğumuzda açık havada saatlerce oynadığımız günleri hatırlarız.

Bisiklete biner, ağaçlara tırmanır, arka bahçede çukurlar kazar, bulduğumuz taş, kozalak, çer çöpü biriktirir,

Onlardan yeni şeyler yapardık. İsimlerini bilmesek de bahçedeki çiçekleri, tomurcukları, yabani otları, böcekleri incelerdik.

Sabahtan akşama dek, biri bizi eve çağırana kadar kaygısızca, dertsiz tasasız oynayan çocuklardık.

Kısacası doğa günlük hayatımızın bir parçasıydı. Doğayla aramızda bir bağ vardı.

Ne yazık ki bugünün çocuklarına baktığımızda, doğayla ilgili deneyimlerinin olmadığını görüyoruz.

Bırakın doğayı, sokakta ya da parkta açık havada oynayamayan çocuklar var.

Onların bir etkinlikten diğerine koşturdukları oldukça yoğun bir programları var.

Sebebi ne olursa olsun – ister ailelerin ve çocukların zamansızlıkları, ister oyun alanlarının azalması, sokakların trafik açısından güvenilir yerler olmaması, annelerin çocuklarının terleyip üşütebileceklerine dair endişeleri ya da son senelerde ortaya çıkan hayvanlardan ya da haşerelerden geçen hastalıklar gibi sebepler çocuklar özgürce açık havada oynayamıyorlar. Her geçen gün çevrelerindeki doğadan biraz daha uzaklaşıyorlar.

Çevre kirliliği veya stresten bıkıp da mutlu ve sağlıklı olmak için şehri terk edip sakin bir yere yerleşmeyi düşündüğünüz olmuştur.

Ancak en sağlıklı bölgeleri tespit etmemizi sağlayacak fazla araştırma yok. Bilim insanları insan sağlığı ile çevre arasındaki bağlantıyı inceledikçe ister metropoller ister sakin kumsallar olsun her çevrenin belli avantaj ve dezavantajları olduğunu gösteriyor.

Exeter Tıp Fakültesi'nden çevre psikolojisi uzmanı Matthew White bu araştırmaların başını çekenlerden. Çalışmalar çevrimizin bizi nasıl etkilediğini belirleyen birçok faktör olduğunu gösteriyor.

Şehirlerde yaşayanlara yeşil alanların genel olarak iyi geldiği biliniyor.

Parklara yakın yaşayanlar hava kirliliği ve gürültünün zararlarına daha az maruz kaldığı gibi, yeşil alanların serinletici etkisinden de yararlanmış oluyor.

Doğanın bize sunduğu nimetler, Sayfalarca yazmakla bitmez. O kadar fazla iyileştirici ve sakinleştirici yönü var ki saymakla bitiremem.

Çünkü bilim adamları yıllardır araştırıyor ve hala araştırmaya da devam ediyor.

Doğa o kadar güzel o kadar sonsuz nimetler sunmuş ki insanlara, bütün Dertlerin devası Doğadan çıkıyor.

Üretilen haplar, şuruplar ve benzeri ilaçlar doğada yetişen bitkiler sayesinde yapılıyor.

Sadece hap İlaç değil tabi ki. Doğa ve nimetleri en başta insanı mutlu ediyor.

Nefes aldığımızda içimize mis gibi tazelik geliyor. Belki de birçok insan kalabalık şehirlerde, betonlaşmış yerlerde yaşaya yaşaya doğanın güzelliğini unutmaya başlıyor.

Havuzlar, yüksek binalar, kalabalık ve kirli hava insanlara cazip gelmeye başlıyor. Oysaki Doğa öyle mi? Berrak ve sonsuz denizler, yeşil mis kokulu çimenler, gözünüzün alabildiğince Dağlar, sakin, içten sevecen insanlar bizi doğa ve doğal yerlere çekiyor.

Doğada yürüyüş ve diğer doğa sporları mümkün oldukça yapılması gereken aktivitelerin başında geliyor.

Mesela ister zengin olsun, isterse fakir. Emekli olan ve olmayı düşünen insanların %90’ına yakını doğal yaşama geçmek istiyor bence. Kim istemez ki doğal yiyecekler ve sağlıklı yaşam.

Kendi yumurtanızı kendiniz alacaksınız. Kendi ekmeğinizi kendiniz yapacaksınız.

Her sabah uyandığınızda kirli ve pis kokulu hava yerine mis gibi hava ve kuşların o eşsiz sesleriyle uyanacaksınız. Doğa deyip geçmeyin.

Size hem maddi hem de manevi birçok değer kazandıracaktır.

Devamı yarın;

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum