Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

DOĞAL VARLIKLARIMIZ VE TEMA

DOĞAL VARLIKLARIMIZ VE TEMA

İki toprak sevdalısı, Toprak Dede Hayrettin Karaca ve Yaprak Dede A. Nihat Gökyiğit, 1992 yılında TEMA Vakfı’nı birlikte kurdular. Amaçları Anadolu’da yaşanmakta olan erozyon ve çölleşme tehlikesine kamuoyunun dikkatini çekmekti.

Hedefleri ise bu mücadelenin devlet politikası haline gelmesine katkı sağlamaktı. Tema’nın “Türkiye Çöl Olmasın” sloganı toplumda büyük yankı uyandırdı.

İlk kez önlem alınmazsa ülkemizin çöl olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bu kadar yüksek sesle dile getirilmişti.

TEMA Vakfı’nın kuruluş döneminde, doğa koruma konusu ülke gündeminde bugünkü kadar öne çıkmamıştı. Kamuoyu doğadaki bozulmaların farkına yeni yeni varmaya başlamıştı.

Sosyal sorumluluk kavramı henüz gelişmemişti, iş adamları hayırseverlik adı altında çalışmalar yürütüyordu. 1992 Haziran’ında Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde yapılan dünyanın ilk “Yeryüzü” Zirvesi, devletlerin insanın ekosistemler üzerinde yarattığı tahribatı kabul etmesi ve buna karşı verilen mücadeleleri küreselleştirerek ön plana çıkarması açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

Zirve, aynı zamanda sivil toplumun güçlü bir aktör olarak sahneye çıkmasında önemli rol oynadı. “Umut Yeşertiyoruz” sloganıyla bugün 26. yaşını kutlayan TEMA Vakfı, Rio Zirvesi’nden sadece birkaç ay sonra, 11 Eylül 1992 tarihinde kuruldu.

ÜLKEMİZİN VE DÜNYANIN, Dehası insanlığın Doğal varlıklarının önemini kavrayan. TEMA vakfı

İşte bu vakıf kurucu ve gönüllüleri ile geleceğe damga vurarak. Gelecek kuşaklara verimli bir toprak ve yeşilin her rengi olarak gözlerimizi kamaştıran ormanlarımızı korumaya, Akarsularımızın ve yer altı kaynaklarımızın, ıslahı için kendilerini adamışlar,

TEMA’NIN Açılımı “TÜRKİYE Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı” Kurucu Onur başkanı Sayın Hayrettin KARACA ve mütevelli heyeti Başkanı Sayın A. Nihat GÖKYİĞİT Şahısın da, üç yüz binin üzerindeki gönüllüleri yürekten kutluyorum.

Geçmişte Çankırı İlimizin Tema temsilcisi Oğlum Sevinç ÜLKER’ di. Türkiye’nin en genç Tema temsilcisi unvanına sahipti, ayrıca halen okuluna devam ediyorken, kurum ve kuruluşlarca kendisine bir de Çevre Bakanı diye Lakap takılmıştı.

Halen Ankara da ikamet etmemize rağmen Tema Vakfı ile ilgisini devam ettirdiğini biliyorum.

Bir Baba olarak tabii ki böyle bir evladımla da gurur duyuyorum.

Toplumumuzda ki bu boşluğu görebilen, ülkemizin gelecekte erozyon ve çölleşiyor olan,

Doğal varlıklarımızın, kaybolmasına gönülleri razı olmayan bu insanlar, ileriyi görerek, azimle, ısrarla, her türlü engeli aşarak, 26 yıla erişmişler, ama neler yaparak bu kitlelere ulaşmışlar.

Özetlersek! bu olayın vahametini milyonlarca insana eğitimler vererek, bilinçlendirmişlerdir.

Bu gün tüm dünya küreselleşmeden bahseder duruma gelmiştir. Bu insanlar bu olayı 26 yıl önce görmüş, yararlı vakfı kurmuş, günümüze kadarda mücadelelerini sürdürmekteler.

Ülkemizdeki kuraklığın çölleşmenin, dolaysıyla sel felaketlerinin, tüm şiddeti ile günlük hayata yansıdığı günümüzde, toplumun ilgisi daha da artmıştır.

Hoyratça kullandığımız suyun önemi! Son yıllarda çekilen eziyetler sonunda kıymeti daha bir anlaşılmıştır. Kısaca suyumuzu elektriğimizi bilinçli bir şekilde kullanmayı topluma yerleştiren işte bu vakıf’tır.

Bunu kimse inkâr edemez, tabi ki bu vakfa destek veren kurum ve kuruluşların katkılarını da kimse inkâr edemez.

Aslın da burada bir eksiğimiz ortaya çıkmaktadır. Bu önemli doğa olayına devletimiz çok ciddi bir şekilde sahip çıkması gerekmektedir.

Belki kıyısından, köşesinden, bir şeyler resmi olarak yapıla geliyor, ancak bu yeterli değildir.

Yani bir “DEVLET POLİTİKASI” Gerekliliğine inanıyorum.

TEMA VAKFI bu gerçeğe inanarak, var gücü ile cansiperane yaşanan olumsuzlukları sergileyerek, topluma gerekli uyarıları ve gerekli çalışmaları yapıyor ancak yeterli olunmadığını geçtiğimiz yıllar içinde ki yaşanan su sıkıntılarında olayın çok büyük boyutlar da olduğunu ülkemiz insanı olarak bire bir yaşıyoruz.

Toplumumuz, da ki, bireylere düşen. Bu ulvi görev bilinci tam manasıyla yerleşemediği gerçeği vardır.

Ne diyor atalarımız? Hayat iki kapı arasında ki bir yolculuk gibidir.

İlk kapı doğum, İkinci kapı ise ölümdür. Bu iki kapıdan geçme vakti bizim tarafımızca tayin edilemez. İkisinden de geçince bir daha geri dönülemez. İşte bu nedenle ülkemizin geleceği güvence altına alınmalıdır. Bunları gerçekleştiren gönüllü ve öz verili insanlar ne mutlu ki sizlere harika ve kalıcı işler yapıyorsunuz.

Arkanız da hoş sedalar bırakıyorsunuz.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınız asla kapatmayın

Bunu paylaşmak istersen

PAYLAŞ

Yorumlarınızı Bekliyorum