Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

DOĞAL ARZULARIMIZ VE İNSAN OLMAK

DOĞAL ARZULARIMIZ VE İNSAN OLMAK

Merhaba sevgili okurlarım;

Dünyayı kasıp kavuran korana virüsü oluşundan bu güne kadar başka, başka köşe yazılarımı yazamaz oldum.

Zira herkes can ve mal derdindeyken akla bir şey gelmiyor inanın, ama hayat devam ediyor nereye kadar bilinmez ama yine de hayatın akışına ayak uydurmak zorundayız.

Allah yardımcımız olsun bu korana virüs belasından müminleri korusun.

Doğmak, emeklemek, sevmek, sevilmek, nefret etmek, nefret edilmek, evlenmek, anne olmak, baba olmak, gülmek, ağlamak. Yaşamak, ölmek... vs.

Sevmek, nefret etmek, üzülmek, sevinmek, hata yapmak, öğrenmek, başarmak, başaramamak, denemek, zannetmek, anlamak, anlaşılmak, anlatmak, bilmek, yasamak, ölmek...

İnsan olmanın yanında bunları da ciddi biçimde değerlendirmek ve kırmadan kırılmadan hayatı sürdürebilmektir ölene kadar.

Biz insanların en temel özelliklerinin başında doğal arzularımız gelmektedir,

Bunları sıraladığımızda Yaşam arzusu, Korkuların giderilmesi arzusu, Mutluluk arzusu, Gaye arzusu, Şüpheden uzak

Bilgi edinme arzusu ve Başkaları tarafından iyi davranılma arzusudur.

Bütün bu doğal ve temel arzularımızın karşılanması, din merkezli Allah Birbirlerinden bağımsız bu temel arzular hep aynı varlık anlayışını gerektirir;

Çünkü insan, bu varlık anlayışının merkezindeki Allah tarafından yaratılmıştır.

Allah’ın kulunu rahmetine katması, onu cennetine nâil etmesidir, Altından ırmaklar akan, hoşa giden meskenlerin bulunduğu, müminin ebedi olarak kalacağı cenneti.

Ancak bundan da öte, hepsinden mühim olan bir şey daha vardır, Allah’ın kuldan razı olması, Huzuruna çıkan müminin yaşadığı hayattan Rabbin hoşnutluğu, Zaten Allah’ın kuluna cennetini vermesi, onu nimetlerle perverde etmesi onun bu hoşnutluğunun bir nişanesidir.

Artık kula düşen Allah’tan razı ve memnun olmaktan başka nedir ki? İşte Rabbi kendinden râzı olan kul da Rabbinden razı olmuştur. Büyük kurtuluş budur. (Mâide, 119; Tevbe, 72; Hadid, 12; Saf, 12; Teğabün, 19; Büruc, 11.)

 

Ancak, Allah’ın büyük kurtuluşa erecek olan kuldan talepleri vardır. Zaten Peygamberler bunu duyurmak için gelmişlerdir. Kitaplar bunu öğretmek için indirilmiştir.

Nedir insan olmak? Ben bu soruya; ‘’zihin-beden-ruh birliğinden ortaya çıkan ve mavi gezegenimizde tekâmül etmeye (olgunlaşma/evrim geçirme) gelmiş bir canlı türü’’ diye cevap veriyorum.

Olgun ya da kâmil insan olmak ise bu dünyamızda yaşayan insanın hangi kattan (bilinçten) hayata baktığı ile ilgilidir.

Nasıl ki aynı manzaraya binanın 3’üncü katından bakan bir insan ile 13’üncü katından bakan bir insanın gördükleri farklıysa sadece zihni-bedeni-ruhu olan insan ile bunları aklı ve kalbi ile kullanabilen insanın; yani olgun insanın yaşama bakışı çok farklıdır.

Dolayısıyla da içsel dünyasından kaynaklı huzuru veya huzursuzluğu da kendine bağlıdır, Olgunlaşma yoluna girmiş bir insan, yaşamını güzelleştirmek için hayata ya da başkalarına kızmak, şikâyet etmek ya da onları değiştirmek yerine;

Kendini değiştirmeye, olgunlaştırmaya gayret eder ve bilir ki bu mavi gezegende yaşadığı sürece olgunlaşmanın; tamam ben oldum, diye bir sınırı yoktur.

Ayetteki “iyilik ve doğruluk yolunda onları izleyenler” ifadesi dikkatlerimizden kaçmamalıdır.

Burada, kıyamete kadar onların yolunu izleyecek olanların kurtuluş müjdesine erecekleri ifade olunmuştur.

Bir başka ifadeyle sahâbenin, Allah ve Resûlünün çağrısına gönül hoşluğuyla: “işittik ve itaat ettik” deyip uymaları gibi; her devirde bu davete uyanlar, aynı mertebeye ereceklerdir.

Allah’a ve Resûlüne itaat edenler, Allah’a karşı tazim hisleri ile dolup onun emir ve yasaklarına riâyet edenler onlarla aynı mükafâta ulaşacaklardır. O mükâfat cennettir. O mükâfat rızâyı bâridir.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum