Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ÇAY KÜLTÜRÜ

 ÇAY KÜLTÜRÜ

 

“Zamanın birinde büyük bir imparator yaşarmış. Bu imparator çok uzak bir diyarda, Çin’de, hükmünü sürermiş. Güzel bir günün, güneşli bir öğle vakti, çiçeklerle bezeli bahçesinde dolaşırken, o zamana kadar hiç duymadığı esrarengiz bir kokuyla karşılaşmış. Bu koku öylesine hoşuna gitmiş ki, hemen yanına hizmetlilerini çağırıp, kokunun kaynağını bulmalarını buyurmuş. 

Meğerse koku, kaynayan bir suyun içine kazara düşen yemyeşil ve küçük yaprakçıkların haşlanması sonucu oluşmuş. ‘Kokusu bu kadar güzelse, tadı kim bilir nasıldır?’ diye düşünen imparator, çayın tadına bakmış…”

Bu efsanenin ne kadarının doğru olduğu bilinmiyor. Ancak bilindiği kadarıyla çay, keşfedildiği günden itibaren Çin’de bambaşka bir kültür oluşturup, apayrı felsefelerin kapısını aralamıştır.
 Yüzyıllardır Uzak Doğu’da yaygın tüketilen bu içecekle Avrupalının buluşması ise, ancak 17. yüzyılda gerçekleşir. Buna rağmen, özellikle İngilizlerin çayı benimsemesiyle birlikte, çay bütün dünyada kısa zamanda yaygınlaşır. Ticari açıdan önem kazanmaya başlayan çayın Assam ve Seylan Adası’nda bahçeleri oluşturulur.
 Çayın bu uzun tarihçesinin içerisinde Türkiye’nin çayla tanışması 1787 yılında gerçekleşir. Japonya’dan getirilen çay tohumları, ilk olarak Bursa civarına ekilir. Ancak, iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanır.
 Buna rağmen, 1917 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi Müdür Vekilliği yapmış olan botanikçi Ali Rıza Erten, yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır. Böylece günümüz çay üretiminin temelleri atılmış olur. 1947’de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır. Türk insanı çayla geç tanışmasına rağmen, bu sıcacık içeceği kısa zamanda benimser ve çayın Türk kültüründeki yeri giderek büyür.
 Türkiye, bugün çay tarımı alanlarının genişliği bakımından üretici ülkeler arasında 6. sırada bulunmaktadır. Kuru çay üretimi bakımından 5. olan Türkiye, yıllık kişi başına tüketim oranı ile dünyada 4. olarak yer almaktadır.
 Dünyaca ünlü Avustralyalı şair Peter Altenberg tarafından “ruh banyosu” olarak tanımlanan çay, günümüzde sudan sonra en çok tercih edilen içecektir.

Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/kultur/16211-cay-kulturu.html#ixzz3f0zlR0Sl

 

Şimdi bu öz geçmişten yola çıkarak diyorum ki;

 Hangimiz sabah kahvaltısında keyifle içtiğimiz Çay’ın;

 Nasıl üretildiğini emek verildiğini ve en önemlisi de bir yıllık emeğinin karşılığını hangi aşamalardan geçerek alın terinin bedelini cebine koyduğunu hiç düşündünüz mü?

Ben dâhil birçoğumuz bu sürecin hikâyesini bilmez…

Bir bardak çayın öyküsünü görüp yaşamadığı için arkasına bakmadan bardağını yudumlar ve masadan kalkar gideriz

Ankara Karadenizliler sanayici ve iş adamları derneğinin geçtiğimiz kasım ayı dergisinin Analiz bölümünde keyifle içtiğimiz çayın öyküsünü okuduğumda siz okurlarımla özetleyerek paylaşmak istedim Umarım beğenilir.

Eylül sonu ekim başına kadar özellikle de kadınların sabahın ilk ışıkları ile birlikte sırtına çay torbasını alanların farklı yamaçlardan çay tarlalarına yolculuğu başlıyor.

Çoğunlukla bu yolculuk yağmur ve sisle gün boyu sürüyor… Patika denilen keçinin bile yürümekte zorlandığı dar yollardan geçilerek, çay tarlasında son bulan bu çilekeş yaşamın esas hikâyesi başlıyor…

Bazı yörelerde insanlar çay toplarken kayıp düşmemek ve 300-400 metre uçurumdan yuvarlanmamak için kendini bir ağaca iple bağlıyorlar, zira arazinin eğimi 85 derece insan ayakta bile zor duruyor. Bardaktan boşalırcasına rağmen yağan yağmura aldırmadan ölümü göze alıp, makaslarını bir oraya bir buraya sallayarak sırtlarındaki torbalarını dolduruyorlar.

Çay güneş altında toplanmazmış sisli ve yağmurlu ortam bizim için önemlidir diyorlar zira güneş yaprağından koparılan çayı kısa sürede yakar ve kurutur ve emekler boşa gidermiş.

Karadeniz usulü teleferiklere doldurulan çay torbaları bir uçtan bir uca taşınmaya başlıyor, aynı zamanda hemen her torbanın ağırlıkları 50 ile 70 kilodur. Bu kadar ağırlıktaki torbalar omuzlarda yükseliyor, toplanma yerine metrelerce uzaktan getiriliyor iş bitmiyor, taaki kamyona atılıncaya kadar alıcı firmanın kantarına gelmeden önce içindeki yabancı otlar tek, tek ayıklanıyor, yanmaması içinde sık, sık havalandırılıyor. Sonra tartılıyor ve ücret belirleniyor eline makbuzunu alan soluğu para kuyruğunda alıyor.

 İşte o vakit çilekeş Karadeniz kadını yorgunluğunu unutuyor. 

 

Çay kültürü, kahve içimi gibi köklü bir geçmişe sahip olmamasına karşın, kısa sürede oluşturduğu kültürü ile birlikte Türk sosyal yaşamda misafirperverliğin sembolik bir uzantısı olarak yeri doldurulamayacak bir değer haline gelmiştir.

 Bu içecek, müşterek yaşam anlayışını benimsemiş Türk kültürüne hızla uyum sağlamış, bu kaynaşma sonucunda üretilmesinden tüketilmesine kadar Ülkemiz içinde birlik beraberliğin sembolü olmuş ve çay sohbetlerinin anılarla dolu hikâyeleri nesilden nesile anlatıla gelmektedir. 

Hoş sohbetlerinizle buyurun çaylarınızı afiyet olsun.

Okuyun ve okunan biri olmanız dileği ile hoşça kalın dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın

 Şair-Yazar Necati ÜLKER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bunu paylaşmak istersen

PAYLAŞ

Yorumlarınızı Bekliyorum