Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

AZA KANAAT ETMEYEN ÇOĞU HİÇ BULAMAZ

AZA KANAAT ETMEYEN ÇOĞU HİÇ BULAMAZ

Çoklar, azların birikmesiyle meydana gelir. Küçük şeyleri hor görenler, büyük şey edinmek fırsatını sürekli olarak kaçırıyorlar demektir.

Şükretmek, dünya malında komşu bağında gözü olmamak, malın mülkün ilk sahibini hatırlamak, misafir olduğunun bilincinde olmak, umduğunu değil bulduğunu yemek.

Allah Teâla yarattığı her bir canlıyı rızkı ile dünyaya

göndermekte, rızkı herkes için farklı ölçülerde tayin etmektedir.

Kanaat, Allah'ın takdir ettiği rızka, ne kadar olursa olsun, rıza göstermek, şükretmektir.

Kur'an-ı Kerim'de "An dolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir." buyrulmaktadır. (İbrahim, 14/7)

Kanaatsiz kimse, içerisinde bulunduğu hiç bir durumdan memnun olmaz;

Şükretmeyi bilmez; hangi durumda olursa olsun hep daha fazlasını ister ve bu nedenle de hiç bir zaman mutlu olamaz.

Kanaat yoksunu kimseleri Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle tanımlar:

"İnsanoğlunun bir vadi dolu malı olsa, bir vadi daha ister.

Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz. Fakat Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder." (Buhari, Rikâk,10)

Dünyaya imtihan için gönderilen insan, kanaatsizlik hastalığından vazgeçmeli, her zaman maddi olarak kendisinden daha aşağıda bulunanların konumlarına bakmalı, haline şükretmeli ve Allah'ın verdiği mallardan, yine Allah yolunda harcayarak, ahiret sermayesini biriktirmeye çalışmalıdır.

Şükür, iyiliği bilmek ve ilan etmek, iyiliğe iyilikle mukabele etmek ve nimeti düşünüp göstermek anlamlarına gelmektedir.

Nimeti unutmak veya görmezden gelmek ise küfran-ı nimettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde

“Kim bir iyiliği yayarsa şükretmiş, kim de örterse nankörlük etmiş olur.” (İbn Abdirabbih, el-İkdü’l-Ferid, 1/277) buyurarak iyiliği yaymanın, ilan etmenin şükür olduğunu dile getirmiştir.

Şükrün, nimet ve iyiliklere karşı insanın iç dünyasının olumlu bir duyguyla dolup taşması ve az bir nimet ve iyilik görse de ona iyi bir mukabelede bulunması anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Şükretmek, verdiği her nimet ve güzellik için, hem sözle hem de içten Allah`a minnet ve teşekkürün ifadesidir.

Sahip olunan bu nimetleri Kur'an`da haber verildiği şekliyle kullanmaktır Bu güzellikleri veren Rabbine şükretmeyen kişi ise nankörlük içindedir Dünya hayatındaki tüm nimetler, insanın şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğini ortaya çıkarmak için yaratılır

Şükür, hem fıtrî hem de dinî bir emirdir. İnsanlar Allah’a ve birbirlerine muhtaç olarak yaratılmışlardır.

İhtiyaçlarını gidermek için Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetlerden ve birbirlerinden yararlanırlar.

Bu faydalanmanın akabinde iç dünyasında bir duygunun oluşması gerekir ki, insan bununla Allah’a ve diğer insanlara bir karşılık takdim etsin.

İnsan kanaatkâr olmalıdır. Allah’ın verdiği nimete kanaat eden insan, gözü gönlü bol olan ve dünyanın en zengin insanıdır.

Kul her zaman kendisine verilen nimete şükür etmelidir. Şükür en büyük kulluk görevlerindendir.

Allah’ın verdiğine kanaat eden, halkın en zenginlerindendir.

Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum