Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

AŞK

AŞK

Aşktan aşka fark var. Kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi?

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar.

Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. Bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar.

Sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar.

Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik.

Aşk, insanın aklını başından alıp, hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen her şeyi tozpembe görmesine vesile olan, yüzünde gülücükler yaratan, kalbinde coşkulu mutluluklar ve heyecanlar yaratan tuhaf bir duygudur.

İnsan âşıkken genellikle yemeden, içmeden ve uykudan kesilir. Sabah yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen şey âşık olduğu kişidir. Gece ve gündüz onu düşünüp, herkese ondan bahsetmek ister. Hayatıyla ilgili alacağı tüm kararlarda onun da olmasını ister, ona göre planlar yapar.

Onun için her şeyden ve herkesten vazgeçebilir, Onu kıracak sözler söylememeye, işler yapmamaya çalışır.

Ondan gelen iyi ya da kötü her şeye katlanıp, razı olur. Gözü ondan başka hiçbir şeyi görmez.

Hatalarını ve kusurlarını görmezlikten gelir. Sevdiği her haliyle ona güzel gelir. Onu herkesten kıskanır.

Sevgilisinin sadece onun olmasını, her an onunla birlikte olmasını ister.

Kılına bile zarar gelmesini istemez ve onun için canını feda etmeye hazırdır. Onu mutlu edebilmek, ilgisini her daim üzerinde tutabilmek için onun istediği ve sevdiği şeyleri yerine getirmeye çalışır.

İşte, yeryüzünde, çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerden olmak üzere bir takım insanlar, tıpkı bir insana âşık olur gibi Allah’a âşık olup, yaşarken Allah’a ulaşmak, O’na kavuşmak, O’nun kendisinden razı olduğu sevdiği bir kulu ve dostu olmak isterler.

Allah’ı kendi canlarından, mallarından, eşlerinden ve hatta evlatlarından bile daha çok severler.

Bu Allah âşıkları, Allah ile yatıp Allah ile kalkarlar. Gece gündüz O’nu düşünür, herkese O’nu ve nimetlerini anlatmaya çalışırlar. Sohbetleri hep Allah hakkındadır.

Ali İmran 191: “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.

Bu konunun en çarpıcı misali, Leyla-Mecnun kıssasıdır denilebilir. Mecnun, Leyla’ya sevgisinden deli-divane olur. Çöllere düşer. Gözleri Leyla’ya benziyor diye, çölde ceylanlarla arkadaş olur. Bir gün bulunduğu yere bir köpek gelir. Kimse ilgilenmezken, Mecnun köpeğe büyük ilgi gösterir. Niye böyle yaptığını sorarlar,

“Siz bilmiyorsunuz, bu köpek Leyla’nın diyarından gelmiştir” der. Neticede, Leyla’yla bir araya geldiğinde, "Hayır, Leyla sen değilsin, Leyla başka..." der.

Böylece Leyla’dan Mevla’yı bulur. Kendisindeki mecazî aşk, gerçek aşka inkılap eder.

Yunus Emre’ye “Bana seni gerek seni” dedirten de, aynı İlâhi aşktır. Yunus Emre ve Mevlâna gibi Hak aşığı olan zatlar, aşktan bahsettiklerinde “İlahî aşkı” kastederler.

Bundan sonraki “aşk” ifadelerine bu noktadan bakmak gerektir.

Gerçek âşık kalbindeki Allah sevgisine hiçbir varlığın sevgisini ortak etmez.

Bu yüzden başka şeylere karşı duyulan sevgiye ancak mecaz yoluyla aşk denebilir; çünkü ortağı olmayan, dolayısıyla ortaksız sevilebilen tek varlık Allah'tır. (Ihyâ, II/ 279-280; bk. Süleyman Uludağ, TDV. İslam Ansiklopedisi, Aşk md.)

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum