Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ANILAR BEKLENTİLER

ANILAR BEKLENTİLER

Yetmişli yıllarımın başlangıcında anılarımı düşünürken artık yanınızda olmayan, olamayan insanlarla geçirilen güzel anları, saniyeleri tekrar tekrar göz önüne getirirken yaşama çabasıyla geçen hayatlardır, mevzu bahis olan etken güç mukadderat ise eğer, özlenen kişinin bir fotoğrafı, bir ses kaydı, en basitinden eski püskü bir kağıda karaladığı bir kaç satır söz, veya şiirleri hatta attığı bir imza, not düştüğü bir tarih böylesi durumlarda narkoz etkisi yapmaktadır, bünye üzerinde..

Sosyal medya hayatımıza iyice girdiğinden beri artık yaşadıklarımızın tadını çok daha az çıkarıyoruz.

Artık eğlenmekten çok eğlendiğimizi göstermekten, güzel bir yemek yemekten çok o yemeği paylaşmaktan, güzel bir manzarayı izlemekten çok orada olduğumuzu göstermekten haz duyuyoruz.

Bir konsere gittiğinizi düşünün hatta belki bu durumu yaşamışsınızdır bile; en sevdiğiniz şarkı çıkıyor ve siz hızlıca telefonunuza sarılıp bir hikâye videosu çekmeye başlıyorsunuz sonra paylaşmak için uygun bir filtre ve güzel bir yazı düşünüyorsunuz ve en iyisini bulup paylaşıyorsunuz, mükemmel! Peki ya o an? Kafanızı telefondan bir kaldırıyorsunuz ki şarkı bitmiş, o anın tadını bile çıkaramadınız ama oysaki video da çok eğleniyor gözüküyordunuz.

Hemen hemen birçoğumuz bu görüşü desteklediğini görür gibiyim.

“Peki, bu durumun psikolojik açıklaması nedir? Paylaşma bir hastalık mıdır? Psikiyatrist Prof. Dr. İlhan Yargı’ca göre sosyal paylaşım siteleri insandaki gizli kalmış ya da bastırılmış beğenmişlik duygusunu açığa çıkarıyor, kendine âşık olma durumu diğer bir adıyla da narsisizm yaratıyor.

İşte buna psikiyatride paylaşma hastalığı deniyor, hastalık kendine âşık olmakla başlıyor. Prof. Dr. İlhan Yargıç;

Kendine aşık olanların temel özellikleri arasında üstünlük duygusu, beğenilme ihtiyacı, hayranlık beklentisi ve empati yapamama olduğunu söylüyor ve “Diğer insanlara kıyasla özel ve üstün biri olduğunu düşünen narsist kişinin tüm çabası;

Yaşadığı dünyada yeterli, değerli, sevilen, anlamlı ve meşru bir varlık olduğunu diğer insanlara tasdik ettirmektir diyor.”

Artık paylaşma arzumuz zevk aldığımız şeyleri kaçırmamıza, yaşamamamıza neden oluyor.

O anın tadını çıkarmanız o anı yaşadığınızı insanlara göstermekten çok daha kıymetli.

O anı bir daha yaşamanız olanaksız, Bu yüzden unutmayın anlar yaşamak anılar paylaşmak içindir.

Kaynak: Hürriyet

Gerçek olan andır; sadece an’a tanık olabiliriz, onu deneyimleriz ve etkinliğimizi anda yapabiliriz. An, bütün geçmişi taşıdığı gibi bütün geleceğe de gebedir.

İnsan ölümün bilincinde olan bir varlıktır; bu, bir geleceğin olduğu bilinciyle iç içedir.

Ancak gelecek hep anda duyumsanmakla beraber insanı şimdi olmayan, ama “olacak olandan” kaçınamayacağı gerçeğiyle yüz yüze getirir.

Olacak olanın farkındalığı insanın şimdisini etkiler, diğer yandan geleceği karşılama sorumluluğunu da harekete geçirir.

Bu sorumluluğu nasıl yerine getireceği bireyin seçimine bağlıdır.

Kendinizi geleceğe öyle bir hazırlayın ki keşke demeyin mesela, en azından birçok konu için, Elimden geleni yaptım ve karşı taraf bunu anlamadı, bundan sonra pişman olmayacağım diyebilirsiniz.

Gelecek gelecektir, bu zorunlu bir süreçtir;

Buradan şu sonuç doğar: Yaşam sonsuz akış içerisinde kendini hep anda gerçek kılarken belirsiz olan geleceği belirli hale getirir.

Bu beliriş sisler arasında hazır, tamamlanmış bir olgu olarak değil, hayatın kendini açması, anın kendinden kendini doğurması olarak varlık bulur.

Sorumluluğunu üstlenen insan kendi umudunun da mimarı olabilir, ama umutsuzluğa kapılmasına gerek yoktur.

Çünkü “ona yaratılışı verilmiş ve doğru yola (umuda) yönlendirilmiştir, İnsan umuduyla da bilinir.

Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum