Şair Yazar Necati Ülker

İçerik

ANADOLU KÜLTÜRÜ BİZLERE MİRASTIR

ANADOLU KÜLTÜRÜ BİZLERE MİRASTIR

Bir coğrafyanın “vatan” olarak insanına yakışması, “insanının”

da o coğrafyaya yakışması eşine az rastlanan bir durumdur. Anadolu,

bu yanıyla birçok coğrafyadan daha şanslıdır. Çünkü vatan dendiğinde, Anadolu’da yaşayan insanın gönlü yerinden oynar.

“Vatan sevdası” sevdaların en büyüğü olarak görülür. Yaşadığı toprakları, bütün varlığıyla sahiplenip, özlemini, acısını, sevincini, insanî bütün değerlerini Bir fidan gibi, bin bir emekle yetiştirenlerin yaşadığı yerdir, Anadolu.

Sahip olduğu kültürün kaynağına bakıldığında, hoşgörüyü, merhameti, acıyı ve sevinci, paylaşmayı buluruz. Anadolu, sadece kimliklerin Değil, aynı zaman da gönüllerin de akraba olduğu bir toprağın adıdır.

Bir toplumun, kendine ait kültürünü en iyi yansıtan yazısı ve

Edebiyatıdır.

Bu edebiyat da toplumun sözüne, sesine, selamına, haline

etki eder, Anadolu’da dağın, taşın, toprağın, ağacın, yokuşun, ırmağın,

neyi sayarsanız sayın her şeyin dili ve kulağı vardır.

Buna mukabil, atasözlerimizin, deyimlerimizin, türkülerimizin, şarkılarımızın deyişlerimizin hikâyeleri vardır.

Anadolu’da insan; dağla, taşla dertleşir, halleşir. Irmağın, şehrin, köyün, sokağın adında sakladığı hikâye aslında bu toplumun değerlerini barındırır.

Bu değerler sözle beyan edilir. Böyle bir hakikati anlamış olacak ki sözün kıymetini yüzlerce yıl önce Yunus Emre şöyle dile getirmiştir: Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz/Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz/Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz…

Yüzyıllardır her topluluğun kendi içinde, yaşamın her alanında sarf ettiği sözler, deyişler, atasözleri, ağıtlar, dualar, şakalar, birer mirastır.

Bu miras bizim nasıl bir medeniyet olduğumuzu yansıtır. Medeniyetimize göstermiş olduğumuz ihtimamı ortaya koyar.

Gerek kişisel olarak ve gerekse kurumlarımızla birlikte bu ihtimamı, her geçen gün daha fazla göstermek zorundayız.

Şehrimize ve kendinden sonra gelecek nesillere olan bu gönül borcunu ödemek ve sözlerin hatırasını Tutmak hepimizin vazifesidir.

Bizler de bir Anadolu insanı olarak ve yazar olarak tecrübelerimizle mensup olduğumuz kültürün birikimlerini geleceğe taşımakla yükümlü olduğumuzun bilincindeyiz.

İlimiz Çankırı da insanlar barış ve kardeşlik duygularını, sokağına, caddesine yansıtmıştır.

Çankırı’nın, Çankırılının kültür yapısı, gelenek ve görenekleri, kültürel altyapıyı oluşturan folklorik öğeleri incelendiğinde büyük bir birikimin olduğu görülür.

Bu birikimin temelinde uzun yıllar boyunca bu topraklarda yaşamış olan çeşitli milletlerin izleri vardır.

Diğer taraftan asırlardır bu topraklarda yaşayan Türkler, kökleri anayurtları olan Orta Asya’ya uzanan bir takım adet ve ananelerini yaşatmayı ve gelecek kuşaklara bırakmayı başarabilmişlerdir.

Bir örnek vermek gerektiğinde (YÂRAN KÜLTÜRÜ) Çankırı Yaran'ını yani sohbet alemlerini anlatmaya geçmeden önce, bu sosyal müessese ile irtibatı olduğu bilinen Ahilik müessesesinden bahsetmeden geçmeyelim İnsanların birbirlerine kuvvetle itimat etmeleri ve birbirlerini dil, din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin sadece "kul", "insan" oldukları için sevmeleri gibi temel kaidelere dayanan Ahiliğin, pek çok bakımdan Çankırı Yaranı ile alakalı olduğu bilinir.

Şöyle ki; Ahiliğin, bilinen altı şartı vardır. Bu altı şart, "açık" ve "kapalı" olmak üzere iki­ye ayrılır. Açık olması gereken "alın, kalp ve kapı" dır. Ki, alın açıklığından, başkalarının yanında yüz karası bulunmamak, kalp açıklığından her insana sevgi beslemek, kapı açıklığından da kendi­sine yardım istemeye gelen ve muhtaç olan herkese kapısını açık tutmak kastedilir. Kapalı olması gerekenler ise "el, dil ve bel "dır. El’in kapalı olmasından kasıt, hiç kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmemek, Dil’in kapalı olmasından kasıt, hiç bir kul hakkında kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, bel ‘in kapalı olmasından kasıt ise, hiçbir ferdin namusuna tecavüz etmemektir. Dil konusunda ayrıca, "sır saklamanın da şart olduğu" kastedilmektedir.

Bu gelişmelerin tümüne bakıldığında görülüyor ki

(ANADOLU KÖKLÜ KÜLTÜR MİRASIMIZI) Gelecek kuşaklara taşımak bizlerinde görevidir.

Bu düşüncelerle Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla kapatmayın.

Bunu paylaşmak istersen

Yorumlarınızı Bekliyorum