ANKARA’DAN SESLENİŞ
VATAN SEVDASI

Bir coğrafyanın “vatan” olarak insanına yakışması, “insanının”
da o coğrafyaya yakışması eşine az rastlanan bir durumdur. Anadolu,
bu yanıyla birçok coğrafyadan daha şanslıdır. Çünkü vatan
dendiğinde, Anadolu’da yaşayan insanın gönlü yerinden oynar.
“Vatan sevdası” sevdaların en büyüğü olarak görülür. Yaşadığı
toprakları, bütün varlığıyla sahiplenip, özlemini, acısını, sevincini,
insanî bütün değerlerini Bir fidan gibi, bin bir emekle yetiştirenlerin
yaşadığı yerdir, Anadolu.
Sahip olduğu kültürün kaynağına bakıldığında, hoşgörüyü,
merhameti, acıyı ve sevinci, paylaşmayı buluruz. Anadolu, sadece
kimliklerin Değil, aynı zaman da gönüllerin de akraba olduğu bir
toprağın adıdır.

Bir toplumun, kendine ait kültürünü en iyi yansıtan yazısı ve
Edebiyatıdır.
Bu edebiyat da toplumun sözüne, sesine, selamına, haline
etki eder, Anadolu’da dağın, taşın, toprağın, ağacın, yokuşun, ırmağın,
neyi sayarsanız sayın her şeyin dili ve kulağı vardır.
Buna mukabil, atasözlerimizin, deyimlerimizin, türkülerimizin,
şarkılarımızın deyişlerimizin hikâyeleri vardır.
Anadolu’da insan; dağla, taşla dertleşir, halleşir. Irmağın, şehrin,
köyün, sokağın adında sakladığı hikâye aslında bu toplumun
değerlerini barındırır.
Bu değerler sözle beyan edilir. Böyle bir hakikati anlamış olacak
ki sözün kıymetini yüzlerce yıl önce Yunus Emre şöyle dile getirmiştir:
Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz/Sözü pişirip diyenin işini sağ
ede bir söz/Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı,
yağ ile bal ede bir söz…
Yüzyıllardır her topluluğun kendi içinde, yaşamın her alanında
sarf ettiği sözler, deyişler, atasözleri, ağıtlar, dualar, şakalar, birer
mirastır.
Bu miras bizim nasıl bir medeniyet olduğumuzu yansıtır.
Medeniyetimize göstermiş olduğumuz ihtimamı ortaya koyar.
Gerek kişisel olarak ve gerekse kurumlarımızla birlikte bu
ihtimamı, her geçen gün daha fazla göstermek zorundayız.
Şehrimize ve kendinden sonra gelecek nesillere olan bu gönül
borcunu ödemek ve sözlerin hatırasını Tutmak hepimizin vazifesidir.
Bizler de bir Anadolu insanı olarak ve yazar olarak
tecrübelerimizle mensup olduğumuz kültürün birikimlerini geleceğe
taşımakla yükümlü olduğumuzun bilincindeyiz.
İlimiz Çankırı da insanlar barış ve kardeşlik duygularını,
sokağına, caddesine yansıtmıştır.
Çankırı’nın, Çankırılının kültür yapısı, gelenek ve görenekleri,
kültürel altyapıyı oluşturan folklorik öğeleri incelendiğinde büyük bir
birikimin olduğu görülür.
Bu birikimin temelinde uzun yıllar boyunca bu topraklarda
yaşamış olan çeşitli milletlerin izleri vardır.
Diğer taraftan asırlardır bu topraklarda yaşayan Türkler,
kökleri anayurtları olan Orta Asya’ya uzanan bir takım adet ve
ananelerini yaşatmayı ve gelecek kuşaklara bırakmayı
başarabilmişlerdir.
Bir örnek vermek gerektiğinde (YÂRAN KÜLTÜRÜ) Çankırı
Yaran’ını yani sohbet alemlerini anlatmaya geçmeden önce, bu sosyal
müessese ile irtibatı olduğu bilinen Ahilik müessesesinden
bahsetmeden geçmeyelim İnsanların birbirlerine kuvvetle itimat
etmeleri ve birbirlerini dil, din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin
sadece “kul”, “insan” oldukları için sevmeleri gibi temel kaidelere
dayanan Ahiliğin, pek çok bakımdan Çankırı Yaranı ile alakalı olduğu
bilinir.
Şöyle ki; Ahiliğin, bilinen altı şartı vardır. Bu altı şart, “açık” ve
“kapalı” olmak üzere iki‐ye ayrılır. Açık olması gereken “alın, kalp ve
kapı” dır. Ki, alın açıklığından, başkalarının yanında yüz karası
bulunmamak, kalp açıklığından her insana sevgi beslemek, kapı
açıklığından da kendi‐sine yardım istemeye gelen ve muhtaç olan
herkese kapısını açık tutmak kastedilir. Kapalı olması gerekenler ise
“el, dil ve bel “dır. El’in kapalı olmasından kasıt, hiç kimsenin hak ve
hukukuna tecavüz etmemek, Dil’in kapalı olmasından kasıt, hiç bir kul
hakkında kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, bel ‘in kapalı
olmasından kasıt ise, hiçbir ferdin namusuna tecavüz etmemektir. Dil
konusunda ayrıca, “sır saklamanın da şart olduğu” kastedilmektedir.
Bu gelişmelerin tümüne bakıldığında görülüyor ki
(ANADOLU KÖKLÜ KÜLTÜR MİRASIMIZI) Gelecek kuşaklara taşımak
bizlerinde görevidir.
Bu düşüncelerle Hoşça kalın Dostça kalın ama gönül kapılarınızı asla
kapatmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir