Ankara’dan sesleniş
SEVDİKLERİNİZLE SİYASET YAPMAYIN

Sevdiklerinizle siyaset yapmayınız, Zira siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam ederken; Siz dostlarınızı yitirdiğinizle kalırsınız.
Bu söz bugün söylenmemiş.
Binlerce yıl önce (Milat’tan bile önce yani) 4. Yüzyılda Aristoteles tarafından söylenmiş bir sözdür.
O tarihte bile siyasi tartışmaların, sevgileri yok ettiğini, dostlukları bitirdiğini, aile bağlarını zedelediğini görmüş, duymuş, belki yaşamışlar.
Bunun halen geçerli olması, tartışmayı bilmediğimizi gösterir.
Yazı yazmak sanılanın aksine zor bir iştir, Yazılan her bir cümle, her okuyucu için ayrı anlamlar ihtiva edebilir.

Herkes okuduklarından farklı sonuçlar çıkarır, farklı yorumlar yapabilir.
Birinin ‘çok güzeldi’ dediği yazıya, bir başkası, ‘güzel değildi’ diyebilir.
Bilmem farkında mıyız, siyaset, cemaat veya herhangi bir grupla ilgili mevzu açılmayana kadar insani ilişkiler, muhabbet çok iyi…
Ne zamanki iş “siyasete” geldiğinde dostluk bitiyor, arkadaşlık bitiyor, hatta akrabalık bile bitiyor.
O halde Sakıncalı olan konulara girmemek, insanların incineceği durumlardan kaçınmaya çalışmak, suya sabuna dokunmamak deyiminin getirmektedir.
Genelde konulara çok fazla dahil olmadan tarafsız kalmak anlamı üzerinden değerlendirilir.
İşte suya sabuna dokunmamak deyimi için detaylar.
Yaşanan olumsuzluklardan elbette yakınacağız.
Nerede bir yanlış var ise bunları elbette dile getireceğiz.
Çünkü bu ülkenin vatandaşlarından biriyim ve bu toprakları seviyorum.
Zaman zaman suya sabuna dokunmayan yazılar yazsam da…
Kimseyi kırmadan kırılmadan siz okurlarımla olmaktan mutluyum.
Şu koronavirüs çıktı çıkalı, başımıza musallat oldu olalı, elimizi sudan ve sabundan ayıramıyoruz. Şu sıralar, hem suya, hem sabuna dokunuyoruz.
Temizlik için! Bu lanet olası virüse yakalanmamak için! Önce kendimizi, ailemizin ve çevremizin ruh, beden sağlığı için.
Hijyen ortamlar oluşmasına çaba gösterdiğimiz bir gerçektir.
Tam bu noktada bu yazıya uygun hikaye olacağını düşünerek sizlerle paylaşayım istedim.
Hikâye buya: Arslan, kurt ve tilki ava çıkarlar ve bir öküz, bir keçi, bir de tavşan avlarlar. -Aslan: “Ey kurt, avladığımız hayvanları aramızda adaletli bir şekilde paylaştır” diye emreder. -Kurt: “Padişahım! İri olan bu öküz size yakışır, keçi, bana uygundur, avımızın en küçük parçası olan tavşan tilkinin hakkıdır” der.
Aslan; Bu paylaştırma karşısında kızıp kükrer ve ”Ey kurt! Nasıl paylaştırdığını pek anlayamadım. Yaklaş ve karşıma geç de bir daha söyle” der.
Yanına yaklaşınca bir pençe vurarak kurdu yaralar.
Aslan; tilkiye: ”Ey tilki! Şimdi bu avları adaletli bir şekilde sen paylaştır” diye emreder.
Tilki: “Bu semiz öküz, efendimizin kuşluk yemeğidir; keçi aziz padişahımıza öğle yemeği için güzel olur;
Sultanımızın akşam yemeğindeki çerezi de tavşan olsun” der. -Aslan:
“Ey tilki, adaletin ışığını sen yaktın, tam hakça paylaştırdın, söyle bakalım, bu taksimi kimden öğrendin?”
Tilki: Kurnazca gülerek, “Kurdun başına gelenlerden efendim” der. Hikâye böyle ama ya gerçekler!
Değerli okurlarım siz ne düşünürsünüz? Ben bilmem onu der onu söylerim en önemlisi sakın sevdiklerinizle siyasi tartışmaya girmeyin, sakın ha!
Hoşça kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir