Ankara’dan sesleniş
KİTAPLAR VE DOSTLAR
Yaratan rabbinin adıyla oku!

Değerli okurlarım Bu gün ki köşe yazımı kitap ve Dostlar üzerine yazayım istedim.
İnsanoğlunun bilgi seviyesi mantık dokusunu, hitabetini, fikri ve iradi melekelerini geliştirmesi için okumaya ihtiyacı olduğu bilinmektedir.
Okumak, insanı aynı zamanda olgunlaştırır ve geliştirir. Bunun için, insanlığın bilgi hazinesinin depolandığı kitapları kendimize arkadaş ve yoldaş edinmeliyiz. Yoldaşı kitap olanın yolu hiçbir zaman “cehalet çıkmazına sapmaz.
O, bilginin rehberliğinde kendi yolunu en iyi şekilde tayin edebileceği gibi, elinde tuttuğu meşale ile başkalarının yolunu da aydınlatmak gibi ulvi bir görevi yerine getirmiş olur.

Toplum bireyleri arasında gerçek kaynaşma dostlukla sağlanır. Çıkara dayalı dostluklar çıkarın bittiği yerde sona erer.
Beklentilere endeksli ilişkiler, beklentilerin gerçekleşmesiyle ya da gerçekleşmemesiyle noktalanır.
Sevgiye dayalı ilişkiler ise bitmez. Dostlar arasındaki sevgi arada bir ayrılmakla gevşemez. Dostluğun kolları dünyayı bir ucundan bir ucuna kucaklayacak kadar uzundur.
Hep zamana yenik düştük esiri olduk anlamsız koşuşturmaların. Ama bir kez adını yüreğimize kazıdığımız dostlarımızı hiçbir zaman unutmadık, unutmayız.
Öyle insanlar var ki doğuştan gelir mecburiyettir adına akraba denir. Sonradan gelir kardeşten ötedir adına dost denir.
Dostluk gözyaşı değil ki akıp gitsin. Mevsim değil ki zamanla bitsin. Heves değil ki gelip geçsin. Dostluk sonsuzluktur!
Rahmetli Âşık Veysel, ‘‘Benim sadık yârim kara topraktır’’ derken gerçek dost bulamadığını, sadakati ve dostluğu hayatta bizi besleyen ve ölünce bağrına basan toprakta buluyor olmalı.
Bir başka söylenen sözlere baktığımızda git rüzgâr dostuma onu nasıl sevdiğimi anlat mutluysa usulca gel yanıma mutsuzsa dostun her zaman yanında diye fısılda kulağına unutmasın yüreğim daima onunla.
Gerçek dost yanlış yaptığında seni uyaran, sonrasında ise koruyan kişidir. Yaptığın yanlışı herkese duyuran değil.
Değerli ÜSTAD Mustafa YILDIRIM Bir Makalesinden Okuyarak benimsediğim Dost Tarifini alıntı yaparak siz okurlarımla paylaşmak istiyorum Umarım sizlerde beğenirsiniz.
Doğduğumuzda, şefkatli bir kola bırakırlar bizi. Annedir o, çıkarsız karnımızı sütüyle doyurup karşılıksız sevgisini şefkatini sunan.
O ilk dostudur insanın. Dostluk da çeşit çeşittir: Şairin birine dostları sorar; “kaç çeşit dost vardır?” Şair bu soruya şu manidar cevabı verir: “Üç çeşit dost vardır. Bir dost vardır gıda gibidir, ekmek gibidir, sen onu her gün ararsın. Bir dost vardır ilaç gibidir, gerektiğinde ararsın. Bir dost vardır hastalık gibidir, mikrop gibidir, o seni arayıp bulur.” Üçüncü çeşit dost olmaktan ve dost bulmaktan Allah’a sığınarak devam edelim yazımıza…
Arkadaşlık ve dostluk birbirleriyle karıştırılsa da dostluk arkadaşlıktan daha özeldir.
İnsanın özelini paylaştığı insandır dostu. Arkadaşıyla güler, eğlenir diye tanımlayacak olursak dostuyla halleşir, dertleşir, ağlaşır diyebiliriz. İç dünyasının yansımasıdır dostu insanın.
“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözümüz de kişinin davranışlarının arkadaş çevresiyle bütünleştiğinin ifadesidir.
Bir insanın ticari hayatında sıkıntıların başlayıp ödeme güçlüğü içinde kıvranırken işlerinin iyi gitmediği için kendisini terk eden iyi gün dostlarına bir gönül adamı şöyle seslenir:
‘‘Kahvelerim pişti gel,
Köpükleri taştı gel.
İyi günün dostları
Kötü günüm geçti gel.’’
Kadim Dostum Üstat Sadık SOFTA Hocam bir makalesinde dostlar için şöyle demişti!
Benimde çok hoşuma gitmişti izniyle yazım da yer almasını arzu ettim.
(ZAMAN DOSTLUĞU MAYALANDIRIR) Gerçekten de öyle olduğunu düşünüyorum.
Peygamberimiz duasında ülfet edeceği bir dost istemektedir. Güç olmakla birlikte hayatımızı tatlandıracak mal, can ve namusumuzu emanet edebilecek bir dost arayalım.
Düşüncesiyle Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Ka

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir