Ankara’dan sesleniş
GERİYE BAKTIĞIMIZDA

Yıllar, yıllar önce TV’nin ve diğer kitle iletişim araçlarının bu kadar yoğun olmadığı dönemde gece hayatı sinemalarda ya da tiyatrolarda yaşanırdı. Bazen de gazinolar buluşma ve eğlence yeri olurdu.
Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş bir ‘gazino kültürü’ vardı bir dönem. Nice ünlü sanatçı sahnede hayranlarıyla buluşur, hatta bazı sinema ünlüleri de zaman zaman gazino sahnelerinde şarkı söylerdi.
“Zaman çok hızlı geçiyor.” “Sanki hiç yaşamamışım gibi nasıl geçti anlamadım.”
Bu gibi cümleleri çok sık duyup çok sık kurarız hayatımızda. Kısa vadede çok farkına varamasak da uzun vadede geriye dönüp baktığımızda daha dün gibi olduğunu söyleriz, şaşırtır bu hız bizi genelde.

Hoşlanmadığımız bir durumda zaman geçmek bilmezken hoşnut olduğumuz bir durumda ise su gibi akar gider.
Zamanın çok hızlı olduğuna dair cümleler bu kadar sık kullanılırken bunun tek sebebi zamanlarımızı çok güzel geçirmemiz midir? Bana sorarsanız hayır.
Çünkü genel tabloya baktığımızda hiç de iç açıcı renkler göremiyoruz maalesef; ne duyduğumuz ya da şahit olduğumuz olaylarda ne de kendi hayatımızda.
Ruhsal bunalımların, buhranların gitgide artmış olması bize bu konuda pek de iç açıcı şeyler söylemiyor.
Hep bir şeylerin eksikliğinden, yanlışlığından şikayet eder olduk, memnuniyetsiziz, mutsuzuz esasında.
Hızla değişen düzene ve zamana adapte olamamışız, adapte olduğumuzu düşündüklerimiz ise rutinden öteye gidememiş.
Peki hal böyleyken neden yaşarken bitmek bilmeyen, zor zamanlar atlatmış olsa da geriye dönüp baktığında sanki o anları yaşayan kendisi değilmiş gibi hislere kapılabiliyor insan ya da ne ara akıp gittiği düşüncelerine? Bana kalırsa zamanı hızlı olarak algılamamızın bir nedeni de günlük hayat içerisinde farkındalık alanımızın gitgide daralmış olması.
Durup üzerine gerçekten düşündüğümüz konuların sınırı çok daraldı.
Gün içerisinde neredeyse her şeyi bilinç düzeyine çağırmadan, farkına varmadan yapıyoruz.
Dış dünyanın sesini kısıp kafamızın içinde yaşıyoruz adeta. Kafamızın içinde ise anda değiliz;
hep bir kargaşa, gürültü ortamı hakim.
Ya geçmişin mutsuzluklarıyla cebelleşiyoruz ya geleceğin bilinmezliğiyle kaygılanıyoruz ya da o anki durumu kendimizce yorumlamakla, değerlendirmekle meşgulüz.
Gerçek hayat filmlerdeki tesadüfler kadar cömert olmuyor ve bunu anlamak için yarı ömrünü veriyor insan.
Hatalarımızı tekrar etmemek için ikinci bir hayat da verilmiyor ne yazık ki…
Hayat kitaplarda yazıldığı gibi değil, yaşayarak öğrenir insan, yaşayarak kendi çıkış yolunu bulursun…
Öğreniyorum… Öğreniyoruz… Ve öğreneceğiz… Oldum değil, ne olacağım demeli insan…
Her insanın bir hikâyesi var, öyle ya da böyle… Bir gün geriye dönüp baktığınızda nasıl bir hayat yaşadım demek isterdiniz? Sanırım esas olay bu galiba… Bunu niçin yapalım biliyor musunuz? Ertelediklerimiz için… Keşkeklerimiz için… Pişmanlık duyuyorsak, duyduklarımız için…
En azından bundan sonraki günlerimizde, içimizde ukde kalmadan neyi istiyorsak, nasıl hissediyorsak öyle yapalım ve yaşayalım.
Hoşça kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir