Ankara’dan sesleniş
ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM

İlkokulun ilk günlerinde anne babalar çocuklarını öğretmene teslim ederken “Eti senin Kemiği Benim” derlerdi.
Genel olarak bu deyim, fiziksel şiddet içeriyor şeklinde yorumlanmıştır.
Elbette ki bu şekilde algılanmasının geçmişteki örneklerin etkisi oldukça büyüktür.
Bu şekilde algılanmasında da doğruluk payı vardır. Oysa kendini öğrencilere adayan bir öğretmen tarafından “Sana teslim ettiğim çocuğuma/öğrenciye istediğini yapabilirsin” şeklinde yorumlamaz ve yorumlamamıştır.
Anne babaların buradaki niyetleri, çocuklarının eğitiminde, öğretmene çocuğun eğitimi için tam yetki verdiklerini belirtmektir.

Deyim içerisinde geçen kelimeler (et-kemik) incelendiğinde de bugüne kadar olumsuz olarak yorumlanması da gayet normaldir. Tam yetki verme kastı ile söylenen bu söz, gereğinin tam anlamıyla yerine getirilmesi için kararmış bir gözden bahsetmek olarak yorumlamamak gerekir.
Tam yetkiden kasıt hiçbir zaman çocuğa gerektiğinde fiziksel şiddet uygulanması da olmamalıdır.
Deyime olumsuz anlam vermediğimiz takdirde deyimin derin anlamlar içerdiğini de rahatlıkla fark edebiliriz.
Çocuk için okul, gününün nerede ise dörtte birini geçirdiği bir yuvadır. Çocuk nazarında, öğretmen artık bir anne-babadır. Öğretmenin sözleri öğrencinin nazarında kendi anne babasından daha geçerli ve güvenilirdir.
Öğretmenin sözlerini evde dahi tartışmaya açmaz çünkü öğretmenin dedikleri her zaman doğrudur.
Çocuğun gözündeki imaj: Öğretmen bir güven abidesidir.
Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.
“Çocuğu getirdim usta; eti senin, kemiği benim.”
Bir çocuğun iyi, ahlâklı, terbiyeli, vatana ve millete hayırlı olması için nasıl yetiştirilmesi gerektiğinin peşindeyiz biz.
İlk eğitim ve çocuğu yetiştirme olgusu, doğduğu andan itibaren aile içinde başlar.
Sonraki süreçte eğitim kurumlarında eğitimcilerle birlikte devam eder.
Aile içinde edinilen terbiye, tüm hayatı boyunca onun en büyük kazanımı olur, bu donanımla eğitim ve iş hayatı en iyi seviyelere gelir.
Öğretmenler birçok nesil yetiştirir. İyi bir eğitimci, arkasında onlarca kuşak bırakır. Doktorlar, bakanlar, tiyatrocular, gazeteciler, Şairler yazarlar Herkes onlarla başlar bu amansız yolculuğa.
Ailenin, çocukları üzerinde gözlemci olması gerekir: Çocuğunun neye ilgisi var, neyi yapmaktan veya neyi öğrenmekten zevk alıyor? İleride bunun eğitimini almak için hangi beceriye sahip? Bunu yaparken aile, öncelikle kendi kendisini iyi bir şekilde yetiştirmeli.
Hâsılı eğitim, önce aile için şart! Çünkü aile, “Belli bir yaşa kadar büyüttük, gerisi eğitimcilerin işi!” mantığıyla bir yere varamaz, varmamalıdır.
Yalan söylememesi için ailenin çocuğa güven telkin etmesi de çok önemlidir.
İnsanın kendini kandırdığının farkında olmadan başkalarını kandırdığını zannetmesi ne büyük bir gaflettir! Bir anne ve baba çocuğuna güven telkin etmiyorsa, korku ve ceza sistemiyle çocuğunu eğitiyorsa, onun yalan söylemesine, bir şeyleri saklamasına zemin hazırlıyor demektir.
Burada ahlâk ve dinin devreye girmesi gerekir. Din ve ahlâk yönünden donanımlı olmayan birey ne kendine, ne de başkalarına bir şey katabilir.
Allah ve din inancı olmayan, materyalist düşünceye sahip bireyler, kendilerini manevî yönden değil de maddesel yönden yetiştirmiş olabilirler. Fakat bu yetiştirme eksiktir.
Bir özgüveni oluşturmak içinse aile ve eğitimcilerin desteği çok önemlidir.
Başarı veya başarısızlıklarında çocuğu teşvik edici cümleler kurarak neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tavır ve davranışlarla göstermek, aile ve eğitimci için eğitim sisteminin en başında yer almalıdır.
Hoşça kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir