Ankara’dan sesleniş
ESKİSİ GİBİ
ÇIKARSIZ SEVELİM SEVİLELİM

Yaş yemiş üç olunca çocukluğumdaki anılar aklıma geliyor genç kardeşlerim büyüklerinden öğrenmedilerse araştırıp okumadılarsa bu yaşananları pek bilmezler.
Eskiden bir hatır, gönül, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, hoşgörü, merhamet, şefkat, utanma hissi, mütevazilik, sempati, sevgi vardı…
Şimdilerde ise önemli bir kesim, bütün bu değerleri yitirdi, kalpleri katılaştı, gittikçe saygı ve sevgiden yoksun bir toplum haline dönüşüyoruz.
Birbirimize selam vermekten, günaydın, iyi günler, hayırlı işler demekten adeta korkuyoruz.

Hal, Hatır sormuyoruz, hele özür dilemek yok maalesef.
Karıncayı bile incitmekten çekinen insanlarımız nasıl eşinin, dostunun, arkadaşının, komşusunun kalbini kıracak kadar merhametsiz ve nezaketsiz bir toplum oldu.
İnsan, kendisinden başkasını sevmiyorsa, karşısındakine saygı göstermesi mümkün değildir.
Aile içinde anneye, babaya, kardeşlere sevgi ve saygı gösterilmiyorsa, aile içi çatışmalar kaçınılmazdır ve aile bireyleri bir müddet sonra dağılır.
Bina içinde komşuların birbirine saygı ve sevgisi yoksa o binada yaşayan insanlar arasında birbirine karşı selamsız, sabahsız, bayramından, seyranından, hastasından, ölüsünden, dirisinden haberi olmayan birbirine tamamen yabancı bir ilişki doğar.
Çocukluğumuzda cumartesi günlerini iple çekip Dallas dizisi ile gecesinde kesilen elektriğin ardından Gaz lambası ışığında çalıştığımız dersler ardından Evet ’Hayır Erkan Yolaç’ın yarışmasıyla yükselen kahkahaları vardı.
Kışın soğuk günlerinde sobada (kuzinede) mısır patlatır, patates közler kestane pişirir büyüklerimizden masallar dinlerdik.
Sobanın üzerinde usul usul kaynayan çayın tadını çıkarır, üşüyen ayaklarımızı ısıtırdık.
Eskilerin güzel olması tabii ki mazide kalması ve bir daha o anıların tekrar yaşanmayacak olmasıdır.
Her şey eskiden mi güzeldi? Yoksa güzel olan her şey eskide mi kaldı?
Hangi zaman diliminde yaşarsak yaşayalım, eski zamanlar hep daha güzel gelir.
Belki de bu geçmişe duyulan özlemin bir yansımadır ya da var olan zamandan bunalma halidir.
Bazı şeyleri hatırlamak ve kıyaslamak adına; “Eskiden” ve “Şimdi” diye yorum yapmaya başlamışsak artık yaslanmışız demektir.
Aslında geride bırakılanlar ya da bırakılmak zorunda kalınanlar özlenen; anılardır.
Yaş ilerledikçe eskiler değerleniyor. Evet, eskiden her şey çok daha güzeldi, çok daha saftı, çok daha masumdu, çok daha temizdi. Yaşımız çok olmasa da; nerede o eski günler demekten kendimizi alamıyoruz.
Şimdi ise suratı asık, mutsuz maskeler ardına gizlenmiş sahte yüzler, Ekonomik krizle boğuşan çaresizler.
Borç batağına düşmüş insanlar, Dolarla yatıp kalkan iş adamları bir ev sahibi olabilmek için 15 yıl borçlanan vatandaşlar, 65 yaşında mezarda emekliliği bekleyen asgari ücretle sürünen gariban işçiler var hayatımızda…
Saçma sapan Dizilere, evlilik programlarına, sanal aleme dalan gerçeklerden habersiz duygusuz bir nesil çıkıyor karşımıza… Komşuluk kültürünü öldüren Batılaşma özentisi ve aile de olması gereken saygıyı bitiren diziler idi belki de aramıza buz gibi giren soğukluklar…
Belki ’de suç bizlerde anne babalar o kadar çok dünya işlevine dalmışız ’ki hep daha fazlası olsun daha, iyisi olsun isteği nedeni ile ihmal ettik çocuklarımıza aşılamamız gereken insanlığı ve de birbirimizi çıkarsız sevmeyi…
Ve diyorum ki yaşadığımız şu gök kubbe altında sevgi, saygı, merhamet, hoşgörüyü içinde barındıran, eser bırakabilen, dostunun, arkadaşının yardımına koşabilen, sevgi insanı olabilen, saygı ve merhamet duyguları gelişmiş, içinde nefret ve kin gibi duyguları olmadan yaşayabilenlere ne mutlu…
Hoşça kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir