Ankara’dan sesleniş
BEDEN TEMİZLİĞİ
RUH TEMİZLİĞİ
GÖNÜLDEN GELMELİ

Çağ değişiyor evet. Ah o eski zamanlar olmak da gereksiz boşuna
bir geçmişe tutukluluk. Ancak zaman geçerken ve her şey
değişirken, bizden değerlerimizi de arkamızda bırakmamızı mı talep
ediyor? Oysaki insan yeryüzünde yaşamaya başlayalı beri ona derin
mutluluk veren, insan kılan, sağlıklı ve dengede tutan unsurlar aynı.
Ve bu sırlar, adı üstünde sır, bilmeyene. Her bir kişi tarafından kendi
adına keşif ve anlam yükleme çabası, yaşantısı gerektirdiği için
Evlerimizde ya da iş yerlerimizde günlük temizlikleri zamanında
yapmadığımızda biriken, kalıcı hale gelen kirleri çıkarabilmek için
normal temizlik maddelerini değil de daha etkili olan, kökünden
temizleyen tuz ruhunu kullanırız.

Bunun nedeni nedir? Elbette biriken kirleri zamanında
temizleseydik tuz ruhunu kullanmaya gerek kalamayacaktı.
Yani bunun için titiz olmak ve her şeyi zamanında yapmak lazımdı.
İşte insan ruhu da böyledir, işte insanın kalbi de böyledir.
Kirlenen ruhumuzu zamanında temizlemezsek, orada biriken kirler
zamanla kalıcı hale gelir ve izler bırakır.
Kalbimizi siyahlaştırıp karartır. Bunun önüne geçmek için şuurlu
olmak lazım. Şuurlu olan insan nasıl ki evini, elbiselerini, etrafını
zamanında temizliyorsa, bir yanlış yaptığında, bir kötülük yaptığında
hemen ruhunu temizlemek için de tövbe eder.
Bunu sonraya bırakmaz. Bu temizliği ertelerse bilir ki onu
temizlemek için daha kuvvetli şeyler kullanmak lazım. Tuz ruhu
kadar etkili bir şeyler kullanmak lazım.
Tuz ruhuyla denk bir etkiye sahip ruh temizleyici bir şey var mı? Bu
bazen tövbe olabilir, bazen bedel ödemek olabilir. Bazen ibadetlere
daha sıkı sarılmak olabilir. Bazen kefaret olabilir vs.
Ama şunu kesin olarak biliniyor ki; insan ruhu ya da kalbi de bazı
eylem ve söylemleri sonucunda kirleniyor. Bunların da
temizlenmeye ihtiyacı vardır.
Dağınık bir çokluk bulandırır insanın zihnini . Ancak birbirini
gerektiriyor gibi görünse de işin aslı, insanın hayatındaki her türlü
hedef saptıran dağınıklık zihnindekinin yansıması.
Bu kalabalık ve dağınıklığın en baş sebeplerinden biri dedikodu. Bir
dost toplantısından, okuduğumuz gazeteye, evimizin başköşesine
yerleşmiş ekrana kadar hemen her yer de karşımıza çıkan kişiyi
ilgilendirmeyen başkaları hakkında bilgiler. Kim ne yapmış, ne
demiş, ne yemiş. Kiminle gezmiş, kimi sevmiş…
Nasrettin hocanın o çok bilinen fıkrasındaki gibi olmalı dışardan
gelen diğer insanlar ile alakalı, bizi ilgilendirmeyen haber ve
bilgilere tepkimiz.
Hani haber vermiş biri. Hocam demiş. Koca bir tepsi baklava tepsisi
elinde birisi gidiyor şu tarafa. Hoca merhum gülmüş.
Bana ne diyerek omuz silkip devam etmiş yoluna. Ardından koşmuş
diğeri.
Ama demiş sizin eve doğru gidiyor. Ee demiş hoca. O zaman sana
ne.
Bunun yanında Zihnin işleyiş tarzını hüsn-ü zan üzerine kurmak da
güzel bakıp, güzel gördürmeyi, korkuları ,endişeleri, çirkinlikleri
ayıklamayı kolaylaştırır.
Kulak tıkadığında olumsuz ve çirkin seslerin tümüne ,yer açılır
hedefe doğru yeni bağlantılar oluşur zihinde. Ancak
peygamberimizin buyurduğu gibi,
“Dikkat ediniz vücutta bir et parçası vardır, o iyi olunca vücudun
tamamı iyi olur; o fasit olunca diğerleri de fasit olur”
Her bir güzel olan şeye güzellik gönülden gelir. der Mevlana da.
Gönül süslenip bezenmeli. Ayıklayıp, elemeye gönülden başlamak
gerek ilk önce.
Hoşça Kalın Dostça Kalın Ama Gönül Kapılarınızı Asla Kapatmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir